Faik Öztrak’tan Erdoğan’a: Siz neye yararsınız

Faik Öztrak’tan Erdoğan’a: Siz neye yararsınız

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Türkiye’de yaşanan felaketlerin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşlardan IBAN ile bağış istemesine tepki gösterdi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Faik Öztrak, “Allah aşkına! Her felakette millete IBAN atıp, Milletin himmetine başvuracaksanız, O zaman Hükümet olarak siz neye yararsınız? Siz ne iş yaparsınız? Bir ülkede camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmişse, yönetimde çürüme de başlamış demektir. Acılarımız hala çok tazeyken, Sahilde tomrukların arasından, Vatandaşlarımızın cansız bedenleri toplanırken, Bozkurt’taki cami avlusu, Erdoğan’a siyasi dekor yapıldı. Selden sonra sahra hastanesi olarak kullanılan cami, Apar, topar boşaltıldı.” ifadelerini kullandı.

Faik Öztrak’ın açıklamaları şöyle oldu:
Dün Irak’ın Kuzeyinde, Bölücü teröristlerin üs bölgemize gerçekleştirdiği hain saldırıda, Bir Mehmetçiğimiz şehit düştü. Bir Mehmetçiğimiz de yaralandı. Yine bugün aldığımız acı bir habere göre, Aynı bölgede teröristlerce yerleştirilen, El yapımı patlayıcının infilakı neticesinde, Kahraman 3 askerimizi şehit verdik.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, Ailelerine sabır, Milletimize ise baş sağlığı diliyoruz. Yaralı askerlerimize şifa dileklerimizi iletiyoruz. Sayın Genel Başkanımız, Şehidimiz, Piyade Onbaşı Cengizhan Kaplan’ın cenazesine katıldı. Şehit ailemizin acılarını paylaştı. Taziyelerini iletti. Bu yüzden Merkez Yönetim Kurulu toplantımız, gecikmeli başladı. Şu an toplantımız devam ediyor.

Batı Karadeniz’de yaşanan sel felaketi, Art arda yaşadığımız ekolojik felaketler karşısındaki zafiyet, Bu felaketlerde yaşanan yüksek can kayıplarımız, Bu kayıpları azaltacak tedbirlerin yetersizliği, Yaraların sarılmasındaki sorunların ortaya koyduğu, Devlette yaşanan yönetim krizi, Toplantımızın en önemli gündem maddesiydi.

Toplantımızda değerlendirdiğimiz bir diğer önemli gelişme, Taliban’ın yıldırım hızıyla Kabil’e girmesi oldu. Kabil’in düşmesinin jeo-stratejik etkilerini, Ve sınırlarımızda büyüyen Afgan göçü tehdidini, Toplantımızda ele aldık. Yine milletimizi tehdit eden, Bir başka sinsi işgalciyi, Covid-19 salgınında Dördüncü zirveyi de toplantımızda değerlendirdik.

Elbette ülkemizi içine düşürüldüğü bu büyük buhrandan, Çekip, çıkarmak için atılacak adımları, İktidara geldiğimizde alacağımız önlemleri de görüştük. Değerli Basın Mensupları; Ülkemiz peş peşe gelen doğal afetlerle sarsılıyor. Yaz başında; Marmara’da müsilaj felaketini yaşadık. Yazın ortasında, Güneyimiz orman yangınlarıyla kavruldu. Yaz sonuna yaklaşırken; Ülkemizin kuzeyi korkunç sel felaketlerinde boğuldu.

Ne yazık ki rant uğruna, Doğayla uyum ve barışı bozmanın bedelini, Çok ağır ödemeye başladık. Ünlü astrofizikçi Hubert Reeves, “Doğa ile savaş halindeyiz, Ve eğer kazanırsak, savaşı kaybetmiş olacağız” diyerek, Tüm insanlığı uyarmıştı. Şimdi ne yazık ki kazanamayacağımız bir savaşın, Kurbanları olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmeye başladık.

Tabiat; Akılsızlığı, liyakatsizliği, beceriksizliği, aç gözlülüğü, Ve dinmeyen rant hırsını, Can ve mal kayıpları olarak, Hepimize fatura ediyor. Bartın, Kastamonu Bozkurt, Ve Sinop Ayancık’ta şahit olduğumuz yıkım çok büyük. Can kayıplarımız artıyor. Ve hala kendinden haber alınamayan onlarca yurttaşımız var. Milletçe büyük bir yastayız…

Felaket dönemleri, Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemlerdir. Yaraları sarmak, Kucaklaşmak, acıları beraberce hafifletmek, Millet olmanın bir gereğidir. Milletimizin bu konudaki hassasiyeti zaten çok yüksektir. Milletimiz yöneticilerin, Eksikliklerini, yetersizliklerini, Üstün cesaret ve fedakârlığıyla kapatmayı da bilir.

İşte en son orman yangınlarında gördük. Millet devletinin uçaklarını havada göremeyince, Alevlerin üstüne çıplak elleriyle yürüdü. Ateşe bir avuç toprak, Bir avuç su atmak için olağanüstü gayret gösterdi. Ama milletimizin bu dayanışma duygusunu, Sürekli istismar eden bir hükümet var. 15 Temmuz’dan bu yana, Yaşadığımız her felakette, Erdoğan’ın yaptığı ilk iş, Millete IBAN numarası göndermek…

Daha kayıplarımızın boyutunu öğrenemeden, Acımızla yüzleşemeden, Felaketlerin sabahında IBAN numarasıyla yüzleşiyoruz. Millete bugün IBAN numarası atanlar, Daha birkaç gün önce, Somali’ye 30 milyon dolar hibe ediyordu. Milletimiz şimdi haklı olarak, “Bu ne perhiz, Bu ne lahana turşusu” diye soruyor.

Hükümetler yardım toplamaz. Hükümetler vergi toplar… Onu da Erdoğan Hükümetleri milletten zaten bol, bol topluyor. 20 yılda milletimizden, 2 trilyon 311 milyar dolar vergi topladılar. Dış borç, iç borç, özelleştirmeler dâhil, 2,5 trilyon dolar harcadılar… Kendilerinden önceki 79 yılda kullanılan kaynağın, Neredeyse 4 katını 19 yılda kullandılar.

Ama her felakette, Millete, IBAN numarası atmaya devam ediyorlar. Tekrar ediyorum. Hükümetler yardım toplamaz. Yardımları Sivil Toplum Kuruluşları, Yerel yönetimler ve diğer sivil oluşumlar toplar.

Vatandaş gönlünün razı olduğu yere, Gönlünden koptuğu bağışı yapar. Ama bu hükümetin bu konudaki kıskançlığı had safhada… Konu para olunca, “Memlekette benden başka kimse para toplayamaz” diyor. Hasisliğin, bencilliğin, kibrin geldiği noktaya bakar mısınız?

Haydi, “yardım, bağış” diyerek para topladınız. Topladığınız paralar yerlerine ulaşıyor mu? Bunun hesabını veriyor musunuz? Ne gezer… Bıraktık yardımı, Beyefendiler topladığı verginin hesabını bile vermiyor. 1999’daki depremlerle beraber, Özel İletişim Vergisi hayatımıza girdi. Geçici süreyle çıkarılan bu vergiyi, Erdoğan kalıcı hale getirdi.

2003’ten bu yana da milletten, 35 milyar 544 milyon dolar Özel İletişim Vergisi topladı. Kaç defa sorduk. “Bu topladığınız deprem vergileri nereye gitti?” diye… Cevap, “Bay Kemal’e hesap vermeye zamanımız yok” oldu. Yine 15 Temmuz’da millete IBAN atıp, 309 milyon lira para topladılar. Memlekette; 15 Temmuz köprüsü var. 15 Temmuz Cami var. 15 Temmuz Okulu var. 15 Temmuz Parkı var. 15 Temmuz Çeşmesi var. Ama 15 Temmuz Şehit ve Gazileri için toplanan milyonlar ortada yok… Sayın Genel Başkanımız, Bu konuyu aylarca gündemde tuttu.

Beyler, ancak öyle çıktı da, Toplanan paraların Hazine’ye aktarıldığını itiraf etti. Beşiktaş’taki terör saldırısının ardından toplanan 52 milyon lira da, Saldırıda yaşamını kaybedenlerin ailelerine ulaşmadı. Bunların yardım toplama konusunda, Ne yazık ki sicili bozuk…

Millet de haliyle bunlara artık güvenmiyor. “Benden para isteyeceğine, Beşli çeteye ödediğin garanti dolarları kes, Ben kendi yardımımı kendim yaparım, İstediğime veririm, Sen işini yap” diyor. “İsraftan, şatafattan vazgeç, Yürüyen, uçan saraylarının sayısını azalt” diyor. Millet haksız mı? Elbette değil…

Allah aşkına! Her felakette millete IBAN atıp, Milletin himmetine başvuracaksanız, O zaman Hükümet olarak siz neye yararsınız? Siz ne iş yaparsınız? Değerli Basın Mensupları; Bir ülkede camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmişse, Yönetimde çürüme de başlamış demektir. Acılarımız hala çok tazeyken, Sahilde tomrukların arasından, Vatandaşlarımızın cansız bedenleri toplanırken, Bozkurt’taki cami avlusu, Erdoğan’a siyasi dekor yapıldı. Selden sonra sahra hastanesi olarak kullanılan cami, Apar, topar boşaltıldı.

Erdoğan, Cami avlusundan rahat rahat nutuk attı. Beyefendi çıktı; Kendisini eleştirenlere “bozguncu” dedi. Eleştirilere “kirli senaryolar” dedi. “2023” dedi, “2053” dedi. “Siz” dedi, “biz” dedi… Dere yatağındaki çok katlı binalar konuşulmasın, Daraltılan dere yatakları sorgulanmasın, Dere yatağındaki tomruk depolama alanının hesabı sorulmasın, Derelerdeki HES’ler tartışılmasın, Yanlış yapılan köprüler konuşulmasın diye, Milleti şu zor gününde bile bölüp, parçalamaya, Ayrıştırmaya çalıştı. Erdoğan’ın atama İçişleri Bakanı ise, Sel bölgesinde, “Buranın üzerinden siyaset yapmak ayıptır, İnsanlık dışıdır, şeytanla işbirliğidir” dedi. Artık bunların bir dediği bir dediğini tutmuyor.

Erdoğan ne söylüyor, Tamburası ne çalıyor… Ne güzel demiş Anadolu’nun tertemiz vicdanı Yunus Emre; “Emeksiz zengin olanın, Kitapsız bilgin olanın, Sermayesi din olanın, Rehberi şeytan olmuştur.” Bu millet,alın teri dökmeden zenginleşen rantiyeleri, Dere yataklarına bina yapanları, Bu binalara izin verenleri, Beşli çeteye ülkeyi peşkeş çekenleri, Karadeniz’in derelerine HES kelepçelerini takanları, “Selin en büyük mağduru HES’lerdir” diyen vicdan yoksunlarını, Ve elbette ülkeye yapılan tüm bu kötülüklerin üzerine, Mukaddes dinimizi örtü yapmaya kalkanları görüyor, biliyor. Notlarını veriyor. Hesabını sormak ve onları tarihin tozlu raflarına göndermek için Sandığı bekliyor.

Türkiye çok büyük bir ülkedir. Türkiye Cumhuriyeti çok büyük bir devlettir. Bu ülkenin potansiyeli çok yüksektir. Yeter ki, Bilimle, akılla, istişareyle, liyakatli kadrolarla yönetilsin. Yaşadığımız son ekolojik felaketler gösterdi ki, Doğaya karşı işlenen suçların bedeli çok ağır. Giden canı geri getirmek mümkün değil. Ama en azından kalanların acılarını gidermek için, Genel Başkanımızın koordinasyonunda, Belediyelerimiz ellerinden geleni yapmaya devam edecekler. İklim değişikliği artık bir risk değil, Kapımızı çalan çok ciddi bir tehdit. Bu nedenle, “Doğa ile uyum içinde yaşamayı amaçlayan” politikaları, Geliştirmek zorundayız.

Bizim iktidarımızda, Borçla şişirilen, betona ve ranta dayalı büyüme stratejisine, Artık bir son vereceğiz. Kanal İstanbul gibi rant ve talan projeleri çöpe gidecek. Onun yerine, su kaynaklarımızı en etkin şekilde kullanacağımız, Tarımsal sulama projelerine öncelik vereceğiz. GAP ve Konya Ovası Sulama Projeleri’ni biz tamamlayacağız. Sınırlı kaynaklarımızı, İstanbul depremine hazırlık için seferber edeceğiz.

Dere yataklarına yapılan binalara müsamaha göstermeyeceğiz. Dere yataklarını işgal eden binaları uygun yerlere taşıyacağız. Derelerimizin akış rejimini bozan HES projelerini gözden geçireceğiz. Ekolojik ve ekonomik sürdürülebilirlik, Tüm politikalarımızın ana eksenlerinden biri olacak. G-20 ekonomileri içinde, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamayan tek ülke, Türkiye… İktidara geldiğimizde bu ayıba hemen son vereceğiz. AB Yeşil mutabakatına uyum için gerekli siyasi iradeyi göstereceğiz. Bu yapısal dönüşümün getireceği kısa vadeli yükleri, En adil şekilde paylaşmak için, sosyal devleti güçlendireceğiz.

Yeşil ve dijital devrimi yaparken, Aile Destekleri Sigortasıyla kimseyi arkada, Aç ve açıkta bırakmayacağız. Mahatma Gandhi’nin dediği gibi, “Dünya, herkesin ihtiyacına yetecek kadarını karşılar, Ancak herkesin hırsına yetecek kadarını karşılayamaz.” Biz bu ülkeyi de, Bu ülkenin kaynaklarını da hırsla değil, Akılla, bilimle, istişareyle yöneteceğiz.

CHP’den Erdoğan’a Afganistan çağrısı: Yaptığı pazarlığı açıklamalı

Öztrak, gerçekleştirdiği basın toplantısında Taliban’ın Afganistan’da kontrolü ele geçirmesi, AKP’nin uluslararası politikaları ve Türkiye’ye yönelik mülteci akını hakkında açıklamalarda bulundu.

Faik Öztrak, “Haziran ortasında, kapalı kapılar ardında, yanına Dışişlerinden bir görevli dahi almadan, Biden ile yaptığı pazarlığın detaylarını millete açıklamalıdır. Erdoğan Türkiye’ye kurulan bu tuzağa nasıl razı olmuştur? Veya razı edilmiştir? Bunu Türkiye’de Erdoğan’dan başka, sadece Saray sosyetesine mensup Kavakçı’nın kızı bilmektedir. Muhataplarımız şunu bilsin ki, kapalı kapılar ardında Erdoğan’ın verdiği sözler Erdoğan’ı bağlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi onayından geçmemiş hiçbir anlaşma, Türkiye Cumhuriyetini bağlamaz. Herkes bu açık gerçeğe göre ayağını denk alsın. Planlarını ona göre yapsın.” ifadelerini kullandı.

Faik Öztrak’ın açıklamaları şöyle oldu:

Türkiye bir yandan Karadeniz’deki sel felaketiyle uğraşırken, Bir yandan da sınırlarımızda insan seli felaketiyle boğuşuyor. Ülkemiz çok büyük bir tuzakla karşı karşıya… Ama ülkemizi yönetenler, Bu demografik tuzak karşısında ne yazık ki, Gaflet, delalet ve belki de hıyanet içerisinde.

Erdoğan, okyanus ötesinden yazılan Ve önüne konan metne göre sürekli rota değiştiriyor. Bir çıkıyor, “Finansı iyi yönettiğimiz için, Mültecileri almaya devam edeceğiz” diyor. Bir çıkıyor, “Türkiye yolgeçen hanı değildir” diyor. Bir çıkıyor; “Sınırlarımızdan düzensiz göç akını söz konusu değil” diyor.

Dün de Beyefendi çıkmış; “Türkiye olarak, İran üzerinden gerçekleşen Ve giderek yoğunlaşan, Afgan göçmen dalgasıyla karşı karşıyayız” diyor. Bu çelişkili açıklamaların hepsi de, 10 gün içinde yapılıyor. Erdoğan ABD’nin Afganistan’dan çıkma kararının ardından, Para ve siyasi destek karşılığında, Afgan sığınmacıların ülkemize gelmesine göz kırpıyor.

20 yıldır Afganistan’da olan egemen güçlerin neden olduğu, Bu insani krizin yükünü de, Milletimize yıkmak istiyor. Buradan açıkça söylüyoruz. Ülkemizde 5 milyon Suriyeli var. Bunun üstüne bir de Afgan göçüne seyirci kalınması, Erdoğan Şahsım Hükümetinin, Milletimizi, bir kere daha, sırtından hançerlemesi olur. Esas olan bu devletin bekasıdır. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğidir. Ülkemizin demografik yapısına, göz göre göre, Zaman ayarlı kitlesel imha silahı yerleştirilmektedir.

Afganlar Erdoğan-Biden görüşmesinden sonra, Türkiye’ye akın akın zaten gelmeye başladı. Arada 2 bin 500 kilometre var. Arada koca bir İran var. Ancak gelenler öyle düzensiz gelmiyor. Gayet düzenli. Gayet planlı, Gayet organize bir şekilde, Erdoğan’ın altına imza attığı bir operasyonla geliyor. Erdoğan, milletimizin huzuruna çıkmalıdır.

Haziran ortasında, kapalı kapılar ardında, Yanına Dışişlerinden bir görevli dahi almadan, Biden ile yaptığı pazarlığın detaylarını millete açıklamalıdır. Erdoğan Türkiye’ye kurulan bu tuzağa nasıl razı olmuştur? Veya razı edilmiştir?

Bunu Türkiye’de Erdoğan’dan başka, Sadece Saray sosyetesine mensup Kavakçının kızı bilmektedir. Muhataplarımız şunu bilsin ki, Kapalı kapılar ardında Erdoğan’ın verdiği sözler Erdoğan’ı bağlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi onayından geçmemiş hiçbir anlaşma, Türkiye Cumhuriyetini bağlamaz. Herkes bu açık gerçeğe göre ayağını denk alsın. Planlarını ona göre yapsın.

Dün Afganistan’da çok büyük bir kaosvardı. 300 bin kişilik, modern silahlarla donatılmış Afgan ordusu, Birkaç hafta içinde silahlarını bırakarak dağıldı. 75 bin kişilik Taliban milisleri, Doğru dürüst tek kurşun atmadan, Ülkenin tamamını ele geçirdi.

İki ay önce olmaz denilen her şey oldu. Kabil Taliban’ın eline geçti. Afganistan Cumhurbaşkanı ülkesini terk edip, Tacikistan’a kaçtı. Taliban Türk askerlerinin ayrılması için, 1 Eylül’e kadar süre verdi. Bu koşullar altında, Afganistan’daki Mehmetçiğimiz derhal ait olduğu yere, Ülkemize ve sınırlarımızın müdafaasına dönmelidir.

Erdoğan hala, Afganistan’da egemen güçlerin taşeronluğunu kapmak için, Taliban ile zemin yokluyor. Taliban ile inanç farklılığı yokmuş. Taliban lideriyle de görüşebilirmiş. Dün de Pakistan üzerinden Taliban’a çiçekler gönderdi.

Erdoğan Afganistan’da illaki taşeronluk üstlenecekse, Dantelli kefen bezi kuşanan tosuncuklarını, Olmadı besleyip büyüttüğü SADAT’çılarını göndersin. Mehmetçiğinin üzerinden elini çeksin. Son kez uyarıyoruz. Afganistan’da Mehmetçiğimizin ayağına değecek en ufak taştan, Bizzat siz sorumlu olursunuz. Bölgemizde yeni bir kaosun kapıları aralanmıştır. Afganistan-İran-Türkiye aynı jeo-stratejik fay hattındadır.

Afganistan’daki kırılma tüm bölgeyi etkileyecektir. Bu konu milli bir mesele olarak ele alınmalı, Bir kişinin iki dudağı arasına bırakılmamalıdır.

Paylaş