08 Aralık 2019 Pazar

Neden Sarıgül

''Neden Sarıgül'' sorusu, neden İstanbul’un kazanılması ya da İstanbul’un kazanılmasının politik ederi gibi soruları da beraberinde taşıyan karışık bir denklemin siyasal analizini zorunlu kılıyor.

22 Ekim 2013 Salı 16:43
Neden Sarıgül
Kendimden başlayayım; hem kurumlarımızda yöneticilik yapmayı hem de aktif partili olmayı ilke olarak doğru bulmadığımdan parti üyesi değilim. Ancak reel politikanın dışında olmakla birlikte yaşanabilir bir Türkiye umuduyla, “muhafazakârlık” diyerek Allah’la aldatan gerici çıkar birliğine karşı mücadelesinde ediyorum. Bu yüzden önümüzdeki dönemin birinci gündemi olan “İstanbul Anakent Belediye Başkanlığı, AKP’nin elinden hangi siyasi aktörle alınır” konusundaki yaklaşımımı, toplumsal ve yaşamsal kaygılar çerçevesi içinde değerlendirmek istiyorum. 

Konuya müdahil olmamın en genel nedeni; bizler için yaşanılmaz rotada seyreden ülkemin geleceğine dair ağır kaygılarımdır.

Kaygımın nedenleri ve göstergeleri sayılmayacak ölçülere ulaşmış, tezahürleri vakayı adiyeden olmuş, toplum tarafından kanıksanmış, tehdit, tartışmasız bir gerçekliğe ulaşmıştır. Bu gerçeklik tam da şudur; AKP ve Atlantik ötesindeki ortağı, toplumsal aymazlıktan ve afyonlanmışlıktan da istifade ederek devletin bütün erklerini uhdesinde toplamış, İslami devlet düşünü gerçekleştirmek üzere çok önemli bir aşamaya gelmiştir. 

AKP, seçim sathı mealinde daha da radikalleşecek ve mücadele sertleşecektir. 

AKP, siyasal İslamcı bir partidir ve bu suçun “odağı” olmaktan mahkûm olmuştur. Partinin lideri; “minareler süngü, kubbeler miğferimiz” diyerek gerçek hedefini aleni biçimde ifade etmiş, hüküm giymiştir. Bu bağlamda AKP’nin El Kaide-El Nursa, Hamas gibi örgütlerle zihniyet ve rejim anlayışı itibariyle hiçbir farkı yoktur. Dolaysıyla Türkiye’de çağdaş-gerici mücadelesinin boyutlanması durumunda bu örgütlerle organik olarak da birleşecek, partiye dayalı mafyavari-legal, illegal örgütler oluşacak, demokratik direnişler, Ali İsmail Korkmaz’ın katlinde olduğu gibi resmi-sivil çetelerce bertaraf edilmeye çalışılacaktır. Gelişmeler, ara ve cunta dönemlerinden daha da endişe verici hatta korkutucudur.

Ali İsmail’in katli ve valinin halen görev başında tutulması, devlet organizasyonun çeteleştiğinin ve yeniden faili meçhul cinayetlere başladığının en somut kanıtıdır. 

Nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğumuz, Atlantik ötesinden ülkeye yön veren, üçkâğıtlarını “İslami düzen” adıyla kamufle eden düzenbazların daha net tanınması bakımından aralarında geçen iğrenç bir diyalogu paylaşmak isterim: 

“T… …” rumuzlu adam, Hoca Efendi’ye soruyor; “O halde mubah mıdır, günah mıdır sorusuna nasıl bakmamız gerekir.

Hoca Efendi: Mubah mıdır; günah mıdır; İslamiyet’te yeri var mıdır? 

"İslam’da düşmanını yenmek için her türlü hileye başvurulabileceği belirtilmektedir. Renk değiştirme, kendini başka türlü gösterme, bazen fazlasıyla güçlü görünme, bazen kendini çok güçsüz düşmüş gibi gösterme vesaire vesaire. Yalan söylemek, düşmanı aldatmak, kandırmak ve ardından vurucu darbeyi vurmak tarihten beri hep var olagelmiştir.” 

Şöyle tercüme edebiliriz: mürit, Hoca Efendi’ye soruyor; “oy çalmak, ülkeyi yağmalamak, sahtekârlık yapmak, ABD ajanı olmak mubah mıdır?” 

Hoca Efendi cevap veriyor; “evet!” Mideniz bulandı mı; siz de kusacak gibi oldunuz mu? Adamların hedefi ve din diyerek pazarladıkları aldatmaca budur ve bunların egemen olduğu ülkede bunlara biat etmeyen hiç kimsenin yaşamak şansı yoktur… 

Önümüzdeki yerel ve genel seçimlere bütün gücümle müdahil olmaya karar vermiş olmamın, bu konuda ilk kez bir yazı kaleme almamın en temel nedeni de işte bu tehdit ve kaygılardır. 

Bir başka temel nedeni ise; hem bu ülkenin kurucu unsuru olmak, hem de kimi devşirme, gerici unsurlarca “öteki” muamelesine tabi tutulmak ve bu tahammül edilmez travmayla yaşamaya mahkûm edilmiş olmamdır. Biz Alevilere yönelen taammüden baskının dozu, artık dayanılmaz ölçülere ulaşmıştır. Tutsaklığı ve eşitsizliği reddedeceğiz, mücadele edeceğiz! Bunca nefrete, yaşam boyunca II. Sınıf insan tavırlarına muhatap olmaya zorunlu değiliz… 

Yaşam kaygısı son kerte!

AKP iktidarı, tam bir bağnazlık ve düşmanca davranışla, mensubu olduğum kitleyi hedef haline getirdi. Bizzat icranın başı tarafından topluma her gün Alevi nefretinin pompalanması, bizi sosyal yaşamın, ticaret dünyasının ve bürokrasinin dışına itti ve neredeyse bir etnik temizlik tehdidiyle karşı karşıya getirdi… Şimdi artık Etnik temizlik kalkışmasından iyiden iyiye endişe duyuyoruz. Bunun nerede ne zaman hangi boyutlarda vuku bulacağına dair kesin bir tahmin yürütmek olası değilse de, kapsamlı bir kalkışma olacağı hissi bilincimize hâkim olmuş durumda! Bu yüzden yaşamım ve çocuklarımın geleceğiyle ilgili kaygı doluyum. 

Mücadele kaçınılmaz oldu.

Özetlemeye çalıştığım yaşamsal nedenler karşısında, CHP içinde İstanbul Belediye Başkanlığı gibi stratejik değeri olan bir makamı, kişisel fantezisine kurban etmeye çalışan ya da olmayacak duaya “âmin” denilmesini bekleyen-zorlayan ve parti içi konumunu kullananların tutumu can sıkıyor. Ve çözümü zorlaştıran bu arkadaşların tavırları, reel politik gerçeklikle çelişiyor. Bu yüzden İstanbul Anakent Belediye Başkanlığının nasıl alınacağına dair akıl yürütmek yerine, kazanmaya en yakın potansiyeli zaafa uğratmak gibi acemilik kokan ve gerekçeler ileri süren parti yöneticilerinin tavrını onaylamıyorum. 

Diyorum ki, İstanbul Anakent Belediyesi seçimlerini CHP adayının kazanması, iktidar yolunu açan en kritik kavşaktır. Bu yüzden İstanbul Belediyesi alınmalı ki, AKP’nin Ortaçağ anlayışına dayalı trendi aşağıya evrilsin… Trend aşağıya dönsün ki, bu dönüş, AKP’de bir araya gelen çıkar birliği ve bindirilmiş kıtalar üzerinde bir yarılmaya dönüşsün; bu karabasan, bu korku imparatorluğunun yıkılmasına başlangıç olsun; nefes almamıza vesile olsun! 

Yıkılsın ki, bu haramzadelerden hesap sorulsun!

CHP Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’nun şu tespiti son derece isabetlidir; “Kim bir oy fazla alacaksa seçime onunla girilir.” Peki, kim bir oy daha fazla getirir; kim kazanmaya en yakın adaydır? Bir işaretiyle onbinleri seferber ederek çalışmaya katacak olan siyasetçi kimdir? Yıllardan beri yurdun dörtbir yanını gezen, insanlarla iletişim kuran, düğünde cenazede, camide cemevinde, sinemada tiyatroda hazır ve nazır olan, sabahın seher vaktinde yollara düşen, çalışan didinen, Alevi Sünni Müslim gayrimüslim herkesin yanında olan samimiyetle kucaklayan, zihnen ve fiilen bu yarışa hazır olan siyasi kimlik kimdir? 

Unutmayalım, sonuçta ümmete peygamberlik yapacak birinden değil, İstanbul’a belediye başkanı olacak bir siyasetçiden söz ediyoruz. Yeteri kadar eğitimli insan unsurunu mobilize edecek, tüm propaganda araçlarıyla donatacak, inanç pazarlamacılarının her türlü sahtekârlıklarına, hısızlıklarına karşı önlem alacak, bu potansiyeli disipline edip aylar boyu hazır tutacak bir organizasyonun gerekliliğinden söz ediyoruz.

Yeterince solcu değilmiş, Gezi Parkı eylemlerinde yokmuş…

Yani şunu mu söylüyorsunuz: “evet, kazanmaya en yakın aday Sarıgül’dür ama yeterince solcu değildir…” Ben de bunu söylüyorum; eğer kazanmaya en yakın aday Sarıgül ise (ki, öyledir) o halde detayları ve dedikoduları geçin. Bu süreçte bize; özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde AKP’yi geçip ipi göğüsleyecek aday lazım. O halde parti olarak size de meseleyi zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak ve kazanacak adayın önünü açmak düşer. 

Arkadaşlar; unutmayalım, CHP sosyal demokrat bir partidir. Sarıgül, çok yıllar önce CHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yapmış, yaşam boyu hep sosyal demokrat çizgide kalmıştır. Bu anlamda CHP-Sarıgül ikileminde bir kan uyuşmazlığı yoktur.

Dolayısıyla ideolojik anlamda CHP neyse, Sarıgül de odur… Sağdan gelmemiş, “transfer” olmamış, çarşaflı üye kampanyası açmamış, ideolojik dezenformasyon geçirmemiştir. Ölçü nedir; kimin ne kadar solcu olduğunu nasıl ölçüyorsunuz? Sosyal demokrat partide siyaset yapıp evrensel anlamda solcu olduğunuzu iddia etmeniz, hem sol kavramını tanımamak hem de çelişki içinde olmaktır…

Sorun, “kimin daha fazla solcu olduğu” sorunu değildir… Bu ucuz polemiğe sarılan, bundan umar bekleyenlerden siyasetçi de olmaz, İstanbul’a belediye başkanı da… Bu tavır, eski ve partiyi kötürüm eden hastalığın nüksetmesidir. Parti liderliği, enerjinin parti içi yarışta harcandığı, yarışanların dışa dönük mücadele etmeye mecallerinin kalmadığı bu hastalığa çözüm bulmaya, safralardan kurtulmaya zorunludur. En iyi, en fazla solcuyu değil, sosyal demokrat siyaset dünyasında İstanbul seçimini alacak en yakın adayı bulmak zorunluluğu vardır… 

Gezi Parkı ruhunun yanındaysanız, bu demokratik ruh sizin için yaşamsal ise, AKP rejimine, ahlakına, sosyal-siyasal hedeflerine de karşı olmanız, bu uğurda her türlü fedakârlığa katlanmanız gerekir. O halde detayları, karalama kampanyasını, kazanma şansı olan insanları engellemek, yormak, takatsiz bırakmak alışkanlığını ve ahmaklığını bırakıp, bütün enerjimizi İstanbul Anakent Belediyesini almak üzere bir araya getirmek ve bu enerjimizi AKP zihniyetine dönük mücadelede kullanmamız şarttır. 

Akıl, tecrübe ve koşullar bunu söylüyor.

Murtaza DEMİR

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    www.altiokhaber.com Twitter

    www.altiokhaber.com

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz: