27 Haziran 2019 Perşembe

MHP'den: ''Erdoğan Dolmabahçe'yi anlatmadı''

MHP'nin Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu raporuna hazırladığı ek görüşte, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yöneltilen yazılı sorulara cevap vermediği belirtilerek, “Bu bakımdan günümüze en yakın döneme ait olan 27 Nisan E Muhtırası, Dolmabahçe görüşmeleri ve sonraki gelişmeler bütün açıklığıyla ortaya çıkmış değildir” denildi.

28 Kasım 2012 Çarşamba 17:12
MHP'den: ''Erdoğan Dolmabahçe'yi anlatmadı''

ANKARA - MHP'nin Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu raporuna hazırladığı ek görüşte, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yöneltilen yazılı sorulara cevap vermediği belirtilerek, “Bu bakımdan günümüze en yakın döneme ait olan 27 Nisan E Muhtırası, Dolmabahçe görüşmeleri ve sonraki gelişmeler bütün açıklığıyla ortaya çıkmış değildir” denildi. 


MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve İstanbul Milletvekili Atila Kaya imzasıyla sunulan farklı gerekçe yazısında, raporların özünde bir döneme ait yaşanmış olanların bir başka dönemde yapılmış tespitleri olduğunu, yapılmış olan bu tespitlerin belirli oranda duygusallık, taraftarlık, unutulmuşluk ya da uydurulmuşlukla malul olduğunu ifade etti. “Yapılan bu tür araştırmalarda objektif, bağımsız ve sistematik olmaya çalışılsa da güçlü bir ihtiyatı her zaman bünyesinde taşırlar. Kimse en yenisi 14 yıl önce olmuş olan darbe, devrim, ihtilal ya da muhtıra gibi sosyal olgularla ilgili olarak yüzde yüz doğrulara ya da mutlak gerçeklere ulaşılabileceğini düşünmemesi gerekir” uyarısında bulunulan ek görüşte, araştırma komisyonu raporlarıyla demokrasinin bağışıklık sistemi güçlendirilmek isteniyorsa darbe ve muhtıraları suçlar, suçlular, kötüler ve kötülükler bağlamında değil sorumluluklar, yükümlülükler ve yetersizlikler çerçevesinde ele almak gerektiği vurgulandı. 

-"AŞIRI CÜRETKARLIK"- 

Demokrasiyi kesintiye uğratan, toplumu hem geriletip hem de rehin alan darbe ve diğer etkileme yöntemlerinin öne çıkarttığı aktörlerin, popüler hale gelmiş olguların, ortaya çıkarılmış olan gerçeklerin, buz dağının yalnızca görünen yüzleri olduğunun hatırlatıldığı ek görüşte, “Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunun bugünden düne baktığını unutmamak gerekir.

Günümüz kavramlarını ve anlayışlarını var olmadıkları dönemin olay ve olgularını açıklamakta kullanıldığı da göz ardı edilmemelidir. Bunun aşırı bir cüretkarlık anlamına geldiği açıktır. Tarihi, coğrafi, sosyolojik ve siyasi köklerinden koparılmış, içeriği boşaltılmış kavramlarla irdelenen darbe ya da muhtıra süreçleri ideolojik bir nesne haline getirilmiş darbe süreçleri olur” vurgusu yapıldı. 

-SOSYOLOJİK VE SİYASİ ARKA PLAN VURGUSU- 

Diğer yandan darbe ve muhtıraların nasıl bir sosyolojik ve siyasal laboratuvarda mayalandığının da farkında olmak gerektiğinin işaret edildiği ek görüş yazısında, “Darbe ve Muhtıralardan söz ederken, ‘Şark sorunu’ olarak nitelenen imparatorluk varisi bir devletten, topraklarının üçte ikisini elli yıl içinde kaybederek Ön Asya coğrafyasına sıkıştırılmış bir milletten, yüzlerce yıl tepeden yönetilmiş bir halktan ve nihayet demokrasi kültürüyle henüz tanışmış bir siyasi yapıda meydana gelen bir süreçten de söz etmiş oluyoruz” değerlendirmesinde bulunuldu. 

-“ANLATILANLAR İHTİYATLA KARŞILANMALI” 

Darbe ve muhtıraları araştırmanın aynı zamanda imparatorluktan milli devlete, köyden kente, tarımdan sanayiye, geleneksellikten modernliğe, tebaadan bireye, tek partili hayattan çok partili hayata geçişi de araştırmak olduğunun belirtildiği yazıda, şu değerlendirmelere yer verildi: 

“Darbe ve muhtıraları hiçbir zaman güncel siyasal ihtiyaçlar için geçmişi yeniden inşa etmek stratejisinin bir parçası olarak düşünmemek gerekir. Şehir efsanelerine dönüştürülmüş darbe ve muhtıra süreçlerinin aktörlerinin, tanıklarının, sanıklarının, mağdurlarının ve mağrurlarının anlattıklarını da ihtiyatla karşılamak gerekir. Darbe ve muhtıralarla ilgili olarak fikir beyan eden her şahsın ve kurumun kendi zaviyesinden, tanık olduğu ya da anlatabildiği kadarıyla anlattığı olgular özünde körün fili tarif etmesine benzemektedir. Arşivlere, gerçeklere, bilgilere ve olgulara dayanan sağlıklı verilere dayananları olduğu gibi kanıtsız, belgesiz, verisiz ve verimsiz yorumlara dayananları da vardır. Başvurulan yüzlerce kaynak, dinlenen onlarca tanık, incelenen binlerce evrak, arşivden gelen devasa belgelerle bu rapor birbirinden habersiz birden fazla komisyon yazmış olsaydı, birbirine tamamen zıt ve birbirinden farklı birden fazla rapor ortaya çıkabilirdi. Aynı olay için farklı taraflar tamamen birbirine zıt kanaat, görüş ve düşünce ortaya koymuşlardır. Darbeleri araştırma komisyonu büyük bir iş başarmıştır. Bu gerçektir. Ancak durumun ne denli karmaşık olduğu da bir başka gerçektir.” 

-"DERİN DEVLET ÖRNEĞİ"- 

MHP'nin ek görüş yazısında, görüş farklılıklarına ve kavram karmaşalarına da dikkat çekilerek, şu örnek verildi: 

“Bununu yalnızca ‘derin devlet’ kavramıyla ilgili olarak yaratılan kavram kargaşasından anlamak mümkündür. Mahir Kaynak’ın anlattıklarına göre ‘derin devlet yoktur’; Süleyman Demirel’e göre ise ‘Derin devlet vardır ve askeriyedir.’ Erol Mütercimler’in Memduh Ünlütürk’ten aktardığına göre böyle bir örgüt vardır: Genelkurmayın da, hükümetlerin de, bürokrasinin de herkesin üstünde bir örgüttür. Yasayla falan kurulmuş bir örgüt değildir. Bu, 27 Mayıs darbesinden sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurulmuştur. Gültekin Avcı Eski CIA Başkanı William Colby’nin yaptığı açıklamayı dikkate alıyor: NATO üyesi olması münasebetiyle Türkiye’de Gladio muadili bir yapının varlığı antikomünist kuruluşlara destek vermiş olması ihtimali bulunduğunu ifade ettiğini söylüyor. Colby bir ihtimalden söz ediyor. Gültekin Avcı, ‘Türkiye’de derin devlet devasa bir yapıdır, operasyonel eylemler yapmıştır, yapmaktadır ve tasfiyeye tevessül edilmediği için belli ki yapmaya devam edecektir’ diyor. Mehmet Ağar’a göre ise derin devlet: Türkiye'nin son kaybettiği toprak Musul-Kerkük’tür. Türkiye'nin zihninde Musul-Kerkük’ten sonra bir daha asla bir karış toprak kaybetmeme iradesinin adıdır derin devlet. O iradedir ki bugün Türkiye’yi ayakta tutuyor.” 

Bazı yetkililerin söz, tahmin, ihtimal, sezgi ve yorumlarından yola çıkılarak üretilen kavramların gerçekliğinin her zaman tartışma konusu olduğunun bildirildiği yazıda, “Derin Devlet, meşru devlet erkini kullanma yetkisine sahip olanların oluşturdukları gayr-i meşru yapı mıdır? Yoksa devlet içinde yasa dışı çeteleşmeler midir? Türkiye’yi NATO’nun ihtiyaçlarına uyarlamak için oluşturulmuş yasa dışı organizasyonlar mıdır? Bu yapıların kurumsallığı ve sürekliliği söz konusu mudur? Derin devlet, darbelere ortam sağlayan ya da organize eden yapılar mıdır? Öncelikle Türk kamuoyunun bilmesi gereken hususlar bunlardır. Bu bakımdan herkese göre ayrı bir misyon ve anlam yüklenen ‘derin devlet’ izafilikle maluldür” denildi. 

-"ERDOĞAN DOLMABAHÇE'Yİ AÇIKLAMADI"- 

Komisyon raporunda 28 Şubat müdahalesi sonrası dağıtılan partiler, inşa edilen yeni siyasi yapılar üzerinde yeterince durulmadığı ifade edilerek, Türkiye’nin bugünkü siyasi yapısının büyük ölçüde 28 Şubat müdahalesinin sonucu olduğu belirtildi. Ek görüş yazısında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yöneltilen sorulara cevap vermediği, yazılı cevabında genel anlamda döneme ait durumu nasıl gördüğünü anlatarak, hükümetinin duruşunu kutsar ifadelere yer verdiği kaydedilerek, “Bu bakımdan günümüze en yakın döneme ait olan 27 Nisan E Muhtırası, Dolmabahçe görüşmeleri ve sonraki gelişmeler bütün açıklığıyla ortaya çıkmış değildir” denildi. 

-"HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA KOMİSYNU İNTİBAINI VERİYOR"- 

Komisyonun raporunda yer alan “Gerçekleri Araştırma Komisyonu”nun da geçmişte yaşanan ve darbe gerekçesi olarak değerlendirilen olayları inceleme amacına yönelik komisyon olarak ifade edilmesi gerektiğinin belirtildiği ek görüşte, “Gerçekleri araştırma komisyonu özünde bölücü unsurların ‘hakikatleri araştırma komisyonu’ talebini karşıladığı intibaını vermektedir. Bu durum kurulacak böyle bir komisyonun geçmişte vuku bulmuş olayların gerçeklerini ortaya çıkarmak için değil, geçmişi bugünün siyasi ihtiyaçlarına uygun hale getirmek amacına yönelik olduğunu göstermektedir” değerlendirmesinde bulunuldu. 

-"KÜRT MESELESİ"NE TEPKİ- 

Raporun kaleme alınış şeklinin, dönemsel olarak yaşanan olayların değerlendiriliş biçiminin, üslup ve varılan yargıların birçok açıdan sorunlu olduğunun kaydedildiği yazıda, “Zaman baskısı, hazırlanan metnin binlerce sayfalık hacmi olması nedeniyle rapor üzerinde yeterince yoğunlaşma imkanı bulunamamıştır. Tarihe kayıt düşmek adına bu gerçeği tespit önemlidir” ifadelerine yer verildi. 

Ek görüş yazısında, Komisyon raporuyla ilgili diğer eleştiriler ise şöyle yer aldı: 

“Militer gücün sınırlarına çekilmesi, tahakküm ve vesayetinin ortadan kaldırması ne kadar önemliyse devlet gücünün başka yöntemlerle monopolleştirilmesi de o kadar önemli ve tehlikelidir. Raporda devlet erkinin monopolleştirilmesini önleyici, demokratik denge ve sistemlerin kurulmasına yönelik öneriler eksiktir. Türkiye’de meydana gelen bölücü terör olaylarını “Kürt Meselesi” olarak ele alan rapor bu yönü itibarıyla da sorunludur. Türkiye’deki sorunları etnik, mezhep, cinsiyet, bölge temelinde ele almak doğru bir yaklaşım tarzı değildir. Etnikçi bakış açısı bölen, ayrıştıran, ötekileştiren, farklılaştıran bakış açısıdır. Türkiye’deki sorunları etnik, mezhep, cinsiyet ve meşrep temelinde ele almak etnisite ve farklılıkları siyasallaştırmak anlamına gelmektedir. Bu durum Türkiye’yi etnik cehenneme çevirecek bir potansiyeli bünyesinde taşımaktadır. Kürt sorunu olarak meseleyi ele alanların bakış açısı primordiyalisttir. Bu bakış açısına göre etnik gruplar tarihin derinliklerinden bu yana var olan, somut ve bağımsız toplumsal oluşumlar olup, varlıkları başka faktörlere (ekonomik, sosyal, kültürel tarihsel, coğrafi, vs.) indirgenemez ve bu faktörlerce açıklanamaz. Etnik kimliği biyolojik ihtiyaç ve güdülere benzeten bu yaklaşımın evrim teorisinin ‘soyunu devam ettirme’ ve ‘kendi yakınlarını gözetme, kayırma’ varsayımlarıyla desteklendiği de görülür. Primordiyalistler etnisiteyi en temel, en belirleyici toplumsal kategori ve etnik ayrılıkları da en temel, en aşılmaz toplumsal fay hatları olarak gördükleri için, çok-etnili toplumları çatışmaya meyilli görürler. Primordiyalist yaklaşımı savunanlar etnik kimliğin tarihi ve toplumsal koşullarından bağımsız bir varlığı ve çekiciliği olduğu, ekonomik ve kurumsal düzenlemelerin yok edemeyeceği bir güçle bireylerin siyasi temayülleri üzerinde belirleyici rol oynadığını iddia ediyorlar. Etnisite çok rahat bir biçimde bir ötekileştirme, ayrıştırma ve farklılaştırma aracı olarak kullanılabilmektedir. Günümüz dünyasında meydana gelen birçok çatışmayı etnik tahriklerin somut yansımaları olarak görmek mümkündür. Eğer insanlar etnisitelerinin, inançlarının, dillerinin ya da kimliklerinin herhangi birisinin ya da hepsinin kendilerinden farklı olan bir grubun tehdidi altında olduğuna inandırılırlarsa, bu iki grubun aynı toplum içerisinde bir arada yaşaması güç, hatta imkânsızdır. Etnisite kavramına yüklenen anlamların bir bakıma ezoterik amacı da budur. Bu bağlamda etnisite kavramı sık sık basit bir kültürel farklılığa antropolojik açıdan odaklanmasından dolayı eleştirilip reddedilemeyecektir. Etnisite bir gerçektir. Ancak yalnız başına her şeyi açıklar nitelikte olan bir gerçeklik değildir. Hatta etnisite insanın aidiyetini ve kimliğini tayinde kullanılacak onlarca belki yüzlerce veriden sadece birisidir. Kimliği belirleyen onlarca öğe içinde yalnızca etnisiteye belirleyicilik atfetmek yanlıştır. Her insanın kendi etnisitesiyle barışık olması doğaldır. Ancak insanın kendi etnisitesine dünyanın en üstün, en seçkin, en haklı, en güçlü, en güzel, en adil, en akıllı, en yaratıcı bir vasıf yüklemek son derece yanlış ve tehlikeli bir yaklaşımdır. Faşizm, ırkçılık, Nazizim vb. gerçeklerin, bu tür bir akıl yürütmenin sonucu olduğunu unutmamak gerekir. İnsan için göz ya da kulağın önemi tartışılamaz, ancak insanın göz ya da kulaktan ibaret olmadığı da bilinmelidir. Yalnız etnisite değil hiçbir unsur yalnız başına bütünü açıklamakta yeterli olamaz. Bütün içindeki bazı unsurların bazı durum ve şartlarda rolü, diğer parçalardan fazla olabilir. Bazen bir parçanın, niteliği ya da tavrı belirleyici de olabilir. Ancak parça ne denli fonksiyonel olursa olsun ya da temsil yeteneği bulunursa bulunsun kutsallaşmayı hak etmez. Türkiye’nin geleceği etnisitelerin, mezheplerin, bölgelerin arasını açmakla değil bütünleştirmekle, uzaklaştırmakla değil yakınlaştırmakla, çatıştırmakla değil uzlaştırmakla yakından ilişkilidir. Toplumun tamamını ve bu tamamiyet içindeki bütün etnik ve diğer farklılıkları Türk milletinin müktesebatı olarak kabul etmek gerekir. Milleti bütünüyle etnik, mezhep, bölge ya da cinsiyet ayrımı yapmadan kucaklamak gerekir. Aleviyi Sünnisiz, doğuyu batısız, kadını erkeksiz, milliyeti maneviyatsız ya da Türk’ü Kürtsüz düşünmek yanlıştır. Farklılıklar ne kutsanacak ne de yok sayılacak vasıflardan değildir.” (ANKA) 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    www.altiokhaber.com Twitter

    www.altiokhaber.com

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz: