08 Aralık 2019 Pazar

KILIÇDAROĞLU: Bizim bölünme lüksümüz yok

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Yeni bir anlayışı egemen kılmaya çalışıyoruz. Hiç kimsenin farklılıklardan ötürü partiyi bırakıp gitmesini istemiyoruz. Herkes bu çatının altında olmalı. Geçmişte yaşanan bölünmeler bize güç kaybettirdi. Ankara, İstanbul Büyükşehir belediyelerini böyle kaybettik. Bizim bölünme lüksümüz yok. Beraber olmak zorundayız'' dedi.

08 Ekim 2013 Salı 15:35
KILIÇDAROĞLU: Bizim bölünme lüksümüz yok
ANKARA - Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Yeni bir anlayışı egemen kılmaya çalışıyoruz. Hiç kimsenin farklılıklardan ötürü partiyi bırakıp gitmesini istemiyoruz. Herkes bu çatının altında olmalı. Geçmişte yaşanan bölünmeler bize güç kaybettirdi. Ankara, İstanbul Büyükşehir belediyelerini böyle kaybettik. Bizim bölünme lüksümüz yok. Beraber olmak zorundayız” dedi. 

-HABERAL’IN İLK GRUP TOPLANTISI- 

Geçen hafta Genel Kurul’da yemin ederek göreve başlayan CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal, partisinin grup toplantısına ilk defa katıldı. Haberal alkışlar arasında grup toplantı salonuna girdi. 

-DSP’DEN CHP’YE KATILIM- 

Grup toplantısında DSP’li Orhan Birgit, Uluç Gürkan, Macit Şekercioğlu ve Aydın Esen CHP’ye katıldı. 

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP lideri, söze “Değerli yol arkadaşlarım” diye başladı. 

-“HERKES BU ÇATININ ALTINDA OLMALI” 

Konuşmasında “Bizim bölünme lüksümüz yok” vurgusu yapan CHP lideri şöyle dedi: 

“Az önce partimize yeni katılımlar oldu. Sayın Birgit sözcü olarak kısa bir konuşma yaptı. Vurguladığı temel noktalardan birisi şu; geçmişte yaşanan bazı olumsuzluklar ki onları hizip olarak adlandırdı, partide bölünmelere yol açtı. Yeni bir anlayışı egemen kılmaya çalışıyoruz. Hiç kimsenin farklılıklardan ötürü partiyi bırakıp gitmesini istemiyoruz. Herkes bu çatının altında olmalı. Seçimlerde de aynı şeyi söyledik, CHP varsa herkes için vardır. Çünkü CHP demokrasinin güvencesidir. Çocuklarımızın güvencesidir, sanayicinin güvencesidir, CHP budur. 

Geçmişte yaşanan bölünmeler bize güç kaybettirdi. Ankara, İstanbul Büyükşehir belediyelerini böyle kaybettik. Bizim bölünme lüksümüz yok. Beraber olmak zorundayız. Beraber mücadele etmek zorundayız. 11 yıldır ülkeyi bir kişi yönetiyor. Her şey onun iki dudağı arasına kitlenmiş durumda. Demokrasi 11 yılda büyük bir açık verdi. Ciddi bir demokrasi açığımız var. Bunu telafi etmemiz lazım. Bize bir görev düşüyor. Onun için bizim birlik ve güç olmamız gerekiyor, bir arada olmamız gerekiyor.”

-“DARBE YASALARININ SAVUNUCUSU BUGÜNKÜ İKTİDARDIR”- 

Demokrasimiz tehlikededir. Çocuklarımıza özgürlüğü sınırsız bir yaşam sunmalıyız biz. Ama gittikçe zemin kaybeden bir yapımız var. Bu yapıyı pompalayan, besleyen 12 Eylül rejiminin çıkardığı darbe hukukudur. Darbe yasalarının Türkiye’ye getirdiği böyle olumsuz bir tablo var. Darbe yasalarına karşı bizim ciddi bir mücadele vermemiz gerekiyor. Ama darbe yasalarının savunucusu bugünkü iktidardır. 

-“TÜRKİYE’Yİ CİDDİ BİR AYRIŞMA NOKTASINA GETİRDİLER”- 

Demokrasi tehlikedeyse ayrışmayacağız, güçlerimizi birleştireceğiz ve yurt sathına dağılıp demokrasimizin güçlenmesi için çaba harcayacağız. Bize düşen, partililere düşen, ülkesini seven yurttaşlara düşen temel görev budur. 

Bunlar demokrasiyi tramvaya benzeterek yola çıktılar. 'Amacımız demokrasi değildir' diyerek yola çıktılar. Dini siyasette kullandılar, etnik kimliği siyasette kullandılar. Bugün Türkiye’yi ciddi bir ayrışma noktasına getirdiler. 
Siyasetçi halkına doğruları söylemeli. Yalancıdan başbakan olmaz. 

-“30 EYLÜL PAKETİ”- 

30 Eylül’de bir paket açıkladılar 30 Eylül Paketi. Güzel ambalajladılar, kılıfını güzel yaptılar, adına Demokrasi Paketi diye milletin önüne koydular. Konulan paketin demokrasiyle ilgisi olmadığını, demokrasiyle bu paketin yan yana getirilmesinin bizatihi ciddi bir ayıp olduğunu ifade ettik. 

-“DEMOKRASİ KILIFI İÇİNDE ANDIMIZI DA KALDIRDILAR”- 

Demokrasi kılıfı içinde Andımızı da kaldırdılar. İlköğrenimde andımız yok. Efendim neymiş bu soğuk savaş dönemlerinin Andıymış. 1933’te yazılmış. Birinci yalan, 1993’te soğuk savaş diye bir kavram yoktu. İkinci büyük yalan; ‘efendim çocukları formatlıyorlar bununla’ ne öğretiyorlar çocuklara, doğruluğu öğretiyor. Efendim diyor, ‘doğruyum dediniz de ne oldu, gitti yolsuzluk yaptı’, kendisini tanımlıyor aslında. 

İlköğrenimin ne olduğunu bilmiyor. Çocuklara birlikte olma öğretilir. 

Ayrışma değil beraber olmanın kuralları öğretilir. 

-“SİZİN ÇOCUĞA DOĞRUYUM DEMEKTEN ALIP VEREMEDİĞİNİZ NEDİR?”- 

Doğruyum. Allah aşkına çocuğa doğru öğretmeyi, doğrusun demeyi öğretmek ne zamandan beri formatlamak oluyor? Çocuğun babası oğlum doğru dur der, dedesi öyle söyler, komşusu öyle söyler. Sizin çocuğa doğruyum demekten alıp veremediğiniz nedir? 

Çalışkanım. Ne alıp veremediğiniz var. Yani çocuk çalışmayı öğrenecek. Bunu da yasaklıyorsunuz, niye yasaklıyorsunuz? 

- “AMA ASIL YASAKLAMAK İSTEDİĞİ ŞEY TÜRKÜM"- 

Ama asıl yasaklamak istediği şey Türküm. Bunu söyleyemiyor. Bir sürü kılıf uyduruyor. Yiğit adam ol daha doğrusu adam ol kardeşim, neyi yasaklamak istiyorsan çık milletin önüne ben Türk sözcüğünü yasaklıyorum de mesele bitsin. Neyi yasaklıyorsun? 

33’lerden kaldı diyor bu. İstiklal Marşı ne zamandan kaldı. Çocuklarımızı bıraktık, hepimiz İstiklal Marşı okuyoruz. Yani şimdi biz toplumu mu formatlıyoruz. Ne ilgisi var? Bu gerçekleri bütün yurttaşlarımın bilmesini istiyorum. Halkına yalan söyleyen bir Başbakan’dan o topluma hayır gelmez. 

-“ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN SEÇİM PAKETİDİR”- 

Bizim önümüze konan paket bizim anladığımız anlamda bir demokrasi paketi değil. Önümüzdeki süreçte seçime gidiyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim paketidir. 

Dedik ki sen bu ülkede yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını getiriyor musun, demokrasi budur. Getiriyor musun, hayır. Getiriyorsan biz her desteği vereceğiz. 

Pakette var mı, böyle bir şey yok. Yargı kimin elinde, siyasi otoritenin elinde. O zaman pakete demokrasi paketi denemez. 

Yargının bağımsızlığını yitirdiğinin en somut örneği Deniz Feneri Davası’dır. Kurban paralarını yiyenler ödüllendirildi, zekat paralarını yiyenler ödüllendirildi. 

-“SİZ AKP İL BAŞKANLIĞINA SİZ NEYE GÖRE TESLİM EDİYORSUNUZ?”- 

Gezi eylemleri olayında savcılar dava açıyorlar. Açabilirler. Ama işin başka bir garip yönü çıktı ortaya. AKP İstanbul İl Başkanı savcılığa müracaat ediyor, diyor ki, Gezi davasından bana bir fotokopi. Nasıl oluyor bu? Müdafiinin, avukatın bile alamadığını siz AKP İl Başkanlığına siz neye göre teslim ediyorsunuz? Peki bu konuda HSYK bir şey yaptı mı? Bilmiyoruz ve bekliyoruz. O savcı hakkında neler yapılacak? 

Demokrasilerde özel yetkili mahkeme olmaz. 

Türkiye eğer kirlilikten arınacaksa yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile arınır. 

-“SAVCILIKTAN TEMİZ KAĞIDI BİLE ALAMIYORDUN”- 

Milli irade diyoruz, milli iradenin seçtiği milletvekillerinin hapiste ne işi var? Hem demokrasi diyeceksin hem halkın seçtiği milletvekilleri hapiste olacak? Önce dönüp bir kendisine bakması lazım. Sen milletvekili olamıyordun, savcılıktan temiz kağıdı bile alamıyordun, önün açıldı demokrasi adına, şimdi geldin demokrasiye ihanet ediyorsun. 

Seni seçen oylar milli irade de o milletvekillerini seçen oylar gayri milli irade mi? Onlar bu ülkenin yurttaşı değil mi? 

Düşünceyi açıklamak var mı bu pakette öyle bir şey? Hayır yok. Aydınlar hapiste, yazarlar hapiste, gazeteciler hapiste, akademisyenler hapiste, neymiş demokrasi geliyormuş ülkeye, peki bunlar tahliye olacak mı, hayır tahliye olmayacak. 
Toplantı ve gösteri yürüyüşleri. Siz darbe anayasasının gerisine düşmüşsünüz. 

Tutuklu öğrenci ayıbı. 2 bin 776 öğrenci şu anda hapishanelerde. Puşi takan çocuğu hapse attılar. Peki bu pakette bunu engellemeye yönelik bir düzenleme var mı? Herhangi bir düzenleme yok. 

-“MİLLETVEKİLLERİNİN SERBEST BIRAKILMASINA İLİŞKİN HİÇBİR DÜZENLEME YOK”- 

7 milletvekili hapiste. Halkın oylarıyla seçildiler. Bu milletvekillerinin serbest bırakılmasına ve yine parlamentoda görev yapmalarına ilişkin bir düzenleme var mı? Hiçbir düzenleme yok. 

Hapishaneler artık doldu taşıyor. 2003-2013 arasında 5 bin 600 işkence vakası var. Sıkıyönetimde bile bu kadar olmamıştı. 

-YÜZDE 10 SEÇİM BARAJI- 

Yüzde 10 seçim barajı. Kim getirdi, Kenan Evren ve arkadaşları. Şimdi önümüze 3 seçenek koyuyor. Üçünden birini seçeceksin, dördüncü seçenek, olmaz. Hani demokrasi vardı? Yüzde 10 seçim barajı diktaya yol açtı, diktatöre yol açtı. 2002 yılında yüzde 34 oy aldılar parlamentonun yüzde 66’sına egemen oldular. 2007 yılında yüzde 47 oy aldılar parlamentoda yüzde 62 çoğunluğu elde ettiler. 2011’de yüzde 49 oy aldılar, parlamentonun yüzde 59’una sahip oldular. Nerede bu milli irade.

2002’de yüzde 34 oya karşın 178 milletvekili fazladan çıkardılar. 2007’de 83 milletvekili fazladan çıkardılar. 2011’de 57 milletvekili fazla çıkardılar. Son seçimde bizim 33 milletvekilimiz AKP sıralarında. 

-“DEMOKRASİ DARBECİLERİ YANİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN VE ARKADAŞLARI SAHİP ÇIKIYOR”- 

Kim yaptı bunu, darbeciler. Kim sahip çıkıyor yine darbeciler yani demokrasi darbecileri yani Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları sahip çıkıyor. 

Demokrasi paketinde faili meçhulleri aydınlatacak bir düzenleme var mı, hayır. 10 yılda 121 faili meçhul cinayet var, başta Hrant Dink olayı. 

Nerede ipten kopan adam varsa gizli tanık yaptılar. İki değerli kitap yayınlandı. Sayın İlhan Taşçı’nın ve Hikmet Çiçek’in iki kitabı. Her vatandaşımın okumasını isterim. 

Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Basın özgürlüğü ile ilgili olarak herhangi bir düzenleme var mı? Hiçbir düzenleme yok. 

YÖK 12 Eylül’ün ürünü.Kaldırılması konusunda iktidarın bir düzenlemesi var mı, hayır yok. Darbe hukukuna yapıştılar. 

-“BU TAM BİR AZİZ NESİNLİK OLAYDIR”- 

Demokrasilerde devlet halkın denetimine açılır. Biz de tam tersi oluyor. Devletin halk üzerinde baskısı var. Devletin halkı denetlediği rejime demokrasi denmez. Sayıştay raporları gelmez, halk korkudan sesini çıkaramaz, halkın devleti denetlemesi bir tarafa ülkenin başbakanı çıkar siz birbirinizi denetleyin der, komşunuzu ihbar edin, der ve bu kişinin demokrasi paketi getirdiği alkışlarla kabulleniyor. Bu tam bir Aziz Nesinlik olaydır. 

Siz tek parti devleti oluşturdunuz. Başbakan öyle konuşur, bakanları öyle konuşur, valileri öyle konuşur, savcıları öyle hareket eder, yargıcı öyle karar verir. Sistem böyle tek parti devleti oluşturur. Tipik bir örnek vereceğim. Eskişehir’de genç bir çocuğumuz sopalarla ve tekmeyle öldürüldü. Sözde bir vali, Eskişehir Valisi, kusura bakmasın ama vali demek için elli dereden su getirmek lazım. Onun valilikle falan ilgisi yok. Efendim diyor, ‘bazı gruplar arkadaşlarına zarar verir, sonra da onu hükümetin üstüne atarlar’. 

Sonra bir gazeteci arkadaşımız kararlılıkla bu olayı takip etti. İsmail Saymaz. Sözde vali olayı çıkaran gazeteciye e-posta gönderdi. Bu sözler Recep Tayyip Erdoğan’ın valisine ait. Bunu söyleyen bir vali asla o koltukta bir saat bile oturamaz. Bir gazeteciye 'adi ve şerefsiz' diyen bir vali valilik koltuğunda oturamaz. Ama ne dedi Recep Tayyip Erdoğan, ‘Sayın vali iyi bir arkadaşımızdır’ dedi. Ne deyim, bizde güzel bir atasözü var, arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim. 

-“ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE ÇOK DAHA FAZLA YURTTAŞIMIZ GELİP CHP’YE ÜYE OLACAK”- 

Bugün partimize bazı katılımlar oldu. Önümüzdeki süreçte çok daha fazla yurttaşımız gelip CHP’ye üye olacak. Bazı kanaat önderleri gelecek CHP’ye üye olacak. Çünkü ülkenin iyi yönetilmediğini her yurttaş biliyor. Ekonomi iyi değil. Çiftçi iyi değil. Her şeye zam geldi. Cebini düşünen bir adam halkının cebini düşünür mü? Kendi cebini doldurmayı siyaset yapmak sanan bir
adam halkın cebini düşünür mü? 

Yeniden ama yeniden huzur içinde yaşadığımız bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Yeniden ama yeniden bu topraklara barışı ve sevgiyi getirmek zorundayız. Yeniden ama yeniden birbirimizi kucaklamak zorundayız. Ayrışmayı değil beraber olmayı kavgayı değil barışı dillendirmeliyiz. Bu topraklara huzur gelmeli. Bu topraklara huzuru Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları getirdi. Rahmetli İnönü 1946’da çok partili hayatı getirdi. İkinci büyük bir devrimin altına imza attılar. Sonra emek en yüce değerdir dedi Bülent Ecevit, sosyal demokrasiyi getirdi, bütün bunların tamamı üçüncü devrim olarak karşımıza çıktı. Şimdi hep beraber 4. büyük devrime imza atmak zorundayız. Özgürlük ve demokrasi konusunda ciddi, tutarlı, kararlı adımları hep beraber atmak zorundayız. 

Tarihimizde hiç kimseyi kötülemeden herkesi kucaklayalım. Tarih bizim tarihimiz. Kırılan dökülen bir Türkiye var. Demokrasi açığı büyüyen bir Türkiye var. 

Biz yeni bir yola kararlılıkla çıkmak zorundayız. Adımlarımızı daha sık ve daha kararlı atmak zorundayız. Güzel Türkiye’yi yeniden inşa etmek zorundayız.” (ANKA)

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    www.altiokhaber.com Twitter

    www.altiokhaber.com

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz: