HDP’den kapatma davasına ilişkin açıklama

HDP’den kapatma davasına ilişkin açıklama

HDP Hukuk Komisyonu, partilerine yönelik kapatma davasına ilişkin verdikleri ön savunma hakkında açıklama yaptı.

HDP Hukuk Komisyonu, kapatma davası kapsamında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) sundukları ön savunmaya ilişkin HDP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

Toplantıya HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, Hukuk Komisyonu üyesi avukat Maviş Aydın, Parti Meclisi (PM) üyesi avukat Doğan Erbaş ile HDP’nin hukukçu milletvekillerinden Mehmet Rüştü Tiryaki katıldı.

Dört aylık bir süreç sonunda ön savunmalarını hazırladıklarını ve AYM’ye sunduklarını aktaran Dede, şunları söyledi:

“BİZE HİÇBİR UYARI YAPILMADI”
AYM’nin kapatma davasını incelemeden önce öncelikle ele alması gereken hususları değerlendirdik ve bunlara yer verdik. Örneğin siyasi partiler yasası 102’inci maddesinde eş başkanlar ve merkez organları dışındaki kişilerin siyasi partinin odak haline geldiği düşünülen eylemleri varsa siyasi partiye uyarı yapması gerekirken, bize hiçbir uyarının yapılmamış olması bu davanın açılmamış olması gerektiğinin göstergesidir. Söylem ve eylemleri partiye kapatılma delil olarak gösterilmiş, 69 kişiye siyasi yasak istenmese de parti bunlardan sorumlu tutuluyor.

“AYM ÖNCE BU MADDELERİ DENETLESİN”
AYM’nin önce bu maddelerin Anayasaya uygunluğunu denetlemesi gerekir. 82’inci madde sorunlu bir maddedir, bir çok siyasi partinin kapatılmasında dayanak gösterilmiştir, AYM’nin yorum yoluyla ırkçılık yapan bir siyasi partiyi yargısal denetime tabi tutması gerekir. Bunun ancak evrensel ölçülere göre yorumlanması ve netlik kazanması gerekir. Hem AYM hem de AİHM’in, TCK’nın bir kısım maddelerine ilişkin öngörülemez ve yasa maddesi nitelikleri taşımadığı kararları mevcut. Bu yasaların iptal edilmesi gerektiği yönünde birçok rapor yayınlanmıştır. AİHM, ‘Demirtaş- Türkiye’ davasında verilen kararda buna dikkat çekilmiştir ve bu maddenin kaldırılması gerektiği kararı verilmiştir. AYM, TCK’nın 220/6’ıncı maddesinin öngörülemez ve uygulanmaması gerektiği kararı verdi. TMK’ya dair, AYM ve AİHM’in binlerce ihlal kararı var. Uygulamada nasıl bu kanunun suiistimal edildiği defaatle ortaya konulmuşken, TMK’nın da elbette uygulamada sorunlara ve kişisel açısından hak mahrumiyetlerine sebep olduğu tespit edilmiş bir gerçektir. AYM arkadaşlarımızla ilgili yürütülen soruşturmaların tamamının bu maddelerle ilgili olduğunu göz önünde bulundurarak bu maddelerin Anayasa’ya uygun olup olmadığını, evrensel hukuk ölçülerinde yasa tanımı hususunu ön mesele olarak ele almalıdır. Buna karar verdikten sonra iddianameye ilişkin bir karar vermesi gerekir.

“SORUŞTURMA YÜRÜTMÜŞSE SONRASINDA YAPILAN YARGILAMAYA KATILAMAZ”
İrfan Fidan, en son AYM üyesi olan kişidir. En son İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve başsavcı vekili iken onun sorumluluğu olan pek çok savunma iddianameye konulup kapatılmaya gerekçe gösterilmiştir. Yasada düzenlenen hâkimin reddi sebeplerinden biri, eğer hakim soruşturma sırasında soruşturma yürütmüşse sonrasında yapılan yargılamaya katılamaz. Bu emredici bir hükümdür. Bu davada bu gerçekleşmiş bulunuyor. İrfan Fidan’ın bu davaya katılabilmesi yasal olarak mümkün değildir. AYM’nin bu konuda öncelikli olarak karar vermesi gerekir.

“İHSAS-I REY DEMEKTİR”
Bugüne kadar siyasi parti kapatma davalarında bireysel başvuru mevcut değildi. İlk kez AYM bireysel başvuru almaya başladıktan sonra kapatma davası açıldı. AYM bu hususu da öncelikle göz önünde bulundurmalı. İddianamede belirtilen 451 arkadaşımız açısından iddiaların tamamı devam eden yargılamaya ilişkin, bir kısmı AYM önünde. AYM’nin verdiği olası kapatma ve siyasi yasak kararında devam eden yargılamalar itibariyle AYM önüne gelecek bireysel başvuruları önceden karar vermiş olacak. Bu hukuki olarak ihsas-ı rey demektir.

Üstelik milletvekilleri açısından soruşturmalar henüz fezleke durumundadır. AYM, bireysel başvuru yolu ve yapılacak bireysel başvurular nasıl bir arada dengeleyecek ve nasıl bir karar verecek bu sorunu ele almalıdır. 451 arkadaşımız hakkında soruşturma ve kovuşturmalar kapatma davasına delil olarak alınamaz. Aksi bir durum hem ihsası rey hem de mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu hususlar AYM’nin esasına girmeden önce göz önünde bulundurup karar vermesi gereken konulardır.

“DAVANIN ESASA GİRİLMEDEN REDDEDİLMESİ GEREKİYOR”
Bu aşamalarda iddianamedeki bütün iddialara cevap verme yoluna gitmedik. Soruşturmanın ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mütalaa verilecek ve savunmamızı vereceğiz. İddialara tek tek cevap vermeyi ikinci aşamaya bıraktık. Usule ilişkin itirazlarımız ve ön mesele olarak ele alınması gereken hususlar, bu aşamada işin esasına girilmeden savcının mütalaa vermesini beklemeden davanın reddedilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Öncelikle belirtmek gerekir ki, siyasi partiler, AYM ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır ve demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partilerin yeri ve önemini AYM doktrini ve AİHM kararları ışığında değerlendirdik. Kapatma davasının kanun, ilke ve meşru amaç niteliğini taşımadığın vurgulamamaya çalıştık.

“HDP’NİN TÜRKİYE DEMOKRASİSİNDE ÖNEMLİ BİR YERİ VARDIR”
HDP’nin Anayasal ve uluslararası sözleşmelere verilen haklara sahip olmakla birlikte Türkiye demokrasisinde önemli bir yeri vardır. Bunu da ayrıntılı olarak savunmamızda işledik. HDP Türkiye’nin bütün sorunlarını çözümünü ilke edinmiş ve çözüm için diyalog ve müzakerenin esas alınmasını her defasında vurgulamıştır. Fiziksel ve yargı eliyle yapılan saldırılarına rağmen seçimlerde üstün başarılar elde etmiş, Türkiye’nin en etkin muhalefet partilerinden olmuştur. HDP’nin üstlendiği görevlerden biri Türkiye’nin kuruluşundan itibaren çözülememiş temel bir meseleyi Kürt sorununu barışçıl yöntemler, diyalog ve müzakere ile çözme çabasıdır. Türkiye’de bunu yapabilecek yegane parti HDP’dir. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu konuda rolünü oynamıştır.

“BARIŞ HAKKI YARGILAMA KONUSU YAPILAMAZ”
Savcı HDP’nin Kürt sorununda barışçıl yöntemlerle çözüm konusunda yaptığı çabaları yargılama konusu yapmıştır. Çözüm süreci zamanında ve sonrasında HDP’nin çabalarını asla yargılama konusu yapılmamalıdır. Bu konuda çıkarılan 6551 sayılı yasa buna engeldir, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan barış hakkı asla yargılama konusu yapılamaz. HDP’nin bu konudaki eylem ve söylemlerinin suç olarak nitelenmesinin parti olarak asla kabul etmiyoruz. Evrensel standart ve mevzuatlar da buna izin vermiyor.

“DAVAYI İKTİDAR İLMEK İLMEK ÖRDÜ”
Siyasi partiler hakkında kapatma davası açılması meşru bir amaca dayanmalıdır. Oysa biz hazırlık sürecinin hukuki değil siyasi gerekçelerle hazırlandığını çok iyi biliyoruz. İktidarın 5 yıldır vesayetindeki yargı eliyle gerçekleştirdiği operasyonlarla bu süreci nasıl gerçekleştirdiğini ve kullandığını, HDP’yi hedef haline getirdiğini çok iyi biliyoruz. Ortakları ile birlikte kapatma davasını kampanya şeklinde ilmik ilmik ördüğünü biliyoruz. Savunmamızda bu hususu da AYM’nin dikkatine sunuyoruz. Bu davanın açılmasının meşru bir amacı yoktur, siyasi iktidar ve ortaklarının ömrünün uzatması için kurdukları baskı neticesinde hazırlanmıştır.

“İDDİANAMENİN İLKİNDEN FARKI YOK”
Birinci iddianame adeta MHP kongresine bir armağan olarak sunulmuş, ikincisi ise 7 Haziran’da HDP’nin siyasi iktidarın iktidarı kaybetmesine sebep olduğu tarihe denk getirilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu tarihe yetiştirmek için ekleri 7 Haziran’da vermemiş daha sonra eksikleri tamamlanmıştır. İkinci iddianame hazırlandıktan sonra sorulan sorulara ‘biz elimizden geleni yaptık’ diye cevap vermiştir. İlk iddianame AYM’ye verildikten sonra AYM kapsamlı gerekçelerle iade etmişti. Hukuk tarihine geçecek bir belge niteliğindedir. Bu sadece hazırlayan savcıya yönelik bir karar değil, HDP’ye yönelik yapılan saldırılara da verilen bir cevap niteliğindedir. İkinci iddianameyi değerli akademisyen, avukat ve hukukçular incelediğimizde ikinci iddianamenin de ilk iddianameden farkı olmadığını, iade gerekçelerinin ikinci iddianamede karşılanmadığını tespit ettik. İade gerekçeleri, davanın derhal reddi gerekçelerini oluşturmaktadır. Bunu da AYM’nin dikkatine sunduk.

“AYM’NİN HİÇBİR ÜYESİ KAPATMA KARARINA İMZA ATMADI”
AYM, kapatma davasını incelerken her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesinde AİHM kararlarını göz önünde bulundurmamış, AİHM içtihatlarını esas almamışsa da AYM’nin bunları dikkate alacağına inancımızı koruyoruz. Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) ilişkin AİHM’in verdiği kararın AYM’nin dikkatine sunuyoruz. Türkiye demokrasisi açısından bir şansımız olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. AYM’nin hiçbir üyesi şu anda bir kapatma davasına imza atmış değil. Avrupa hukuk sistemi ile hukuk sistemimiz, içtihat birliğine yol açacak, demokrasinin önünü açacak, örgütlenme özgürlüğü ve birçok hakkın ihlali niteliğinde olan kapatma davalarında yeni bir yol açacağına inanıyoruz.

“SAVCININ MÜTALAASI DURDURULMALIDIR”
Bu yol AKP’ye ye ilişkin açılan davada başlamıştı, orada bir ret kararı verilmişti. O günden bu yana AYM bir kapatma kararı vermedi. HDP açısından da kapatma kararın verilmeyeceğini düşünüyoruz. HDP’ye ilişkin yürütülmekte olan yargılama, savcının mütalaası beklemeden, savunma belirttiğimiz hususlar göz önünde bulundurularak durdurulmalıdır. AYM’nin bu yönde bir karar vereceğine ilişkin inancımızı koruyoruz.”

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir