17 Eylül 2019 Salı

GÜLEN'den çok önemli “kaset“ değerlendirmesi

Fethullah Gülen ABD’de önemli açıklamalarda bulundu. Gülen, son “kaset” tartışmalarına ilişkin görüşlerini geçmişte kaset komplosuyla karşı karşıya kalan kişiye ilişkin bir anısını ve aynı doğrultudaki başkalarını paylaşarak açıkladı. Gülen: “Biri aleyhinde atıp tutmak kâfir sıfatıdır, olumlu bir cereyan onu engellemeye çalışmak kâfir sıfatıdır, fakat bunu yapan insan kâfir olmaz, ne var ki insani değerleri, mümince değerleri açısından bir kısım kayıplara uğramış, bazı şeyleri kaybetmiş demektir.”

07 Aralık 2013 Cumartesi 15:22
GÜLEN'den çok önemli “kaset“ değerlendirmesi

ANKARA – Fethullah Gülen, ABD’de önemli açıklamalarda bulundu. Gülen, son “kaset” tartışmalarına ilişkin görüşlerini geçmişte kaset komplosuyla karşı karşıya kalan kişiye ilişkin bir anısını ve aynı doğrultudaki başkalarını paylaşarak açıkladı. 


-ÜÇ ANI- 

Gülen’in, kendisini ziyarete gelenlerle yaptığı yeni sohbet, “Kara Propaganda ve Nefis Muhasebesi” başlığıyla herkul.org’dan duyuruldu. İnsanların hatalarını arama, gizli hallerini araştırma, kabahatlerin izini sürme, kulağı olumsuz sözler için kullanma ve dili gıybetle, iftirayla kirletme gibi çirkin günahların, kuyruğunu dikip bir köşede sinsi sinsi bekleyen bir akrep gibi bazı mü’minlerin gönül hayatına nasıl zehir akıttığına sözü getiren Gülen, kimsenin günahının takipçisi olmamak, başkalarının hatalarını araştırmamak ve onların –amme hukukuna girmeyen– kusurlarına göz yummak gerektiğini ifade etti. 

Fethullah Gülen, başkalarının günahlarını teşhir etmemek ve hiç kimseyi utandırmamak lazım geldiğini şerh ederken hiç unutamadığı üç hadiseyi ilk defa anlattı. Gülen şu çarpıcı açıklamalarda bulundu: 

“-Burada aklıma gelmişken arzedeyim, bir büyük zat, bir dönemde senelerce evvel, bana bir akşamüstü bir telefon geldi, burada akşamdı. Türkiye’de gece yarısıydı zannediyorum, belki o bile geçmişti. Dediler ki nefsine uyarak bir yerde bir tane alüfte ile buluşmaya gidiyor ve aynı zamanda birilerinin komplosu da söz konusu olabilir orada. Allah’a yemin ederim geceyarısı, Türkiye’de onu tanıyan arkadaşa telefon ettim, ‘kalk’ dedim ‘geceyarısı deme, evine koş git, oraya gitmesin katiyen, hem kendisi o masiyete girmesin, hem de hafizanallah bir komplo meselesiyse şayet, günümüzde geldiği noktaya katiyen gelemezdi, gelemez’ dedim. Ve o mevzudaki telefon sabit. Benim o mevzuda kendisine o ricada bulunduğum o zat da hala hayatta. Ama ben bugüne kadar o meseleyi kimseye açmadım. Bize düşen şey odur. Ayıbını yüzüne vurmama, ama belki de öyle birisi benim öyle bir ayıbını bildiğimden dolayı, şimdilerde homurdanıyorsa şayet, ‘keşke benim ayıbımı bilen bu insan nalları dikse, gitse de ayıbımı bilen birisi olmasa’ benim.... 

-Belki daireye yakın, fena bir şey yapmış, bir gün odama girdiğim zaman derdest etmiş oraya yatırmışlar, ihtimal, bana da tasdik ettirecekler ve belki bir yönüyle fakire çok medyun olduğundan, belki bir dönemde talebelik yaptığından dolayı, benim teedibime matuf bir ortam hazırlamışlar. İki üç saat, üç tane şahit. Ben odama girdiğim zaman odamda baktım kafasını duvarlara vuruyor, mahvoldum, ben böyle birinin bir yerde kötülüğünü görmüş, o üç tane insan, iyilik yapıyoruz diye onu orada mahçup etmek üzere, benim odama kadar getirmişler. Onun öyle bir hafagana gelmesi, bir yönüyle Freud’çu ifadesiyle, anguaz, bir iç infial hezeyan yaşıyor, yani orada sandalyeye de tekme vuracak şekilde, koltuğa tekme vuracak şekilde başını duvardan duvara vuruyor. Evvela o haletten sıyrılması için sonra da o mevzudaki genel düşüncemi ortaya koymak için ona bir güzel bir yeniçeri tokatı aşk ettim. İki büklüm oldu, kalktı, ben de kabul etmiş miyim gibi yüzüme baktı. Baktı ama benden şunu aldı. Ulan ben hayattayken sizin saçınızın teline dahi vallahi, billahi toz kondurmam dedim. Evet o da ihtimal o da öyle bir şeyini bildiğimden dolayı benim demeyeceğim, etmeyeceğim ama fakat o da kendine göre, aleyhte bulunmayı kendine düşen bir vazife gibi telakki ediyor. Varsın etsinler, mümin olarak bizim karakterimiz buydu. Bu mevzuda size belki on tane hadise sıralayabilirim. 

-En sevdiğim, çok büyük saygı duyduğum, üstat gibi bildiğim birisi, arkadaşlarımdan birisi kendi arkadaşlarından birisinin mesavisiyle geldi. Tabloyu aynıyla resmediyorum: Böyle bir yatağım vardı benim, arkadaşlarım bilirler, ben sadece burada döşek tanıdım. Döşeğim yoktu. O sert kanapenin üzerinde yanıma oturdu. Makamı cennet olsun, aleyhinde söz söyleyecek insan da makamı cennet olsun, ikisi de abide şahsiyetti bana göre. Fakat biri diğerinin olumsuzluğunu bana söylüyordu, ama ona da çok saygı duyuyorum. Bir üstat gibi biliyorum onu da. Bana da hafif meselenin ucunu açınca, iç infialim benim ‘yumruğu ağzına vurduğum gibi kırarım’ dedim senin... Bir büyüğe, bu bir saygısızlıktı. Fakat insan haysiyetine karşı, bir saygısızlığa karşı bir vazifeydi, vicdanımın sesiydi. Hiç unutmam, çok insaflı, meğer benden evvel aynı şeyi kırkıncı hocamıza da, Allah uzun ömür versin, söylemiş ondan da aynı şeyi almış. Döndü bana dedi ki, ‘yahu hayret’ dedi ‘bu hocalar hep böyle düşünüyorlar.’ Hayır hoca işi değil. Allah’a inanan insanın haysiyet ve şerefini çok önemli gören herkese düşen vazife odur. İftira etmek değil, vaki bile görmek değil, gördüğün vakii bile ketmetmek lazım.” 

Gülen konuşmasının sonunda da “Keşke fakirin bildiği o şeyleri de anlatmasaydım amma söz oraya gelince, biraz kendimi anlatma mecburiyetinde kaldım. İnşallah kötü bir şey yapmamışımdır. Yaptımsa Allah affetsin. Allah bütün mümin kardeşlerimizi affetsin, hergün dua ediyorum” dedi. 

-“30 SENE GEÇTİ AMA...”- 

Gülen insanlık tarihinde kritik dönemler olduğunu 82 yıllarında yazılmış bir hutbeyi örneklereyek belirtirken, “Demek ki aynı dert, aynı mihnet, mihneti kendine zevk etmek hüner, zevki şadi felek, böyle gelmiş böyle gider, o günden bu güne 30 küsur sene geçmiş, gördüğünüz gibi değişen birşey yok. Ne var ki bunlar karşısında karakterimiz olumsuz şeylere müsait değildir deyip, olumsuz şeyleri görmezden gelmek lazım. Her olumsuz şey karşısında karakterimizle oynarsak sabit bir karakter kalmaz bizde. Hatta bazen bozuk karakterler bu mevzuda olumsuz şeyle söyleyenler bile, aynı şeyleri yapmak bizim için meşru olmaz” dedi. 

-“BİZE MALİKÂNELERDE YAŞIYOR DİYENLER...”- 

Fethullah Gülen açıklamalarına şöyle devam etti: 

“-Gayrımeşru her zaman gayrımeşrudur. Meşru da meşrudur, meşrunun yanında olmak, kitabın, sünnetin örfün, adetin selefi saninin tarzı telakkilerinin, sağlam düsturları, usulü dinin yanında olmak, tavır ve davranışlarımızı onlarla test ederek götürmek lazım. Her inhiraf ettiren şey karşısında eğilirsek, inanın uzun boylu ayakta duramayız. Başkaları durur mu o bizi alakadar etmez, Allah’ın bileceği şeydir. 

-Bağışlayın böyle çerçöp gibi küçük rüzgârlar karşısında savrulacaksak, gelecek adına bir şey vaad edemeyiz. Gelecek nesillere yaşadığımız şeyleri yaşatırız. 

-Biri size bir şey yaptı aynı şekilde mukabele etmemek lazım. Yediler içtiler, malikânelerde yattılar, kalktılar. Bunların hiçbiri doğru değil, bunlara karşı mukabelede bulunduğunuz zaman bir şöyle diyebilirsiniz bunları: yalan söylüyorsunuz, var mısınız, bu mevzuda meseleyi ispata, yok ise siz dünyanın bağışlayın en alçak insanlarısınız, eğer dediğiniz doğruysa Allah bizi yerin dibine batırsın. Yok doğru değilse Allah evinize ocağınıza ateşler salsın. Bir böyle deme var, fakat böyle demeyin zinhar. Kur’an’a gönül vermişseniz, şöyle de denebilir: Bu mümin kardeşlerimiz ihtimal burada bazı meseleleri doğru görememişler, tesbit edememişler, veya sürekli işte bir bir karanlık iklimde bulundukları için herhalde imanlarına rağmen, İslamiyetlerine rağmen, böyle bir kayma yaşıyorlar, olabilir bu. Belki de kendilerine göre bildikleri birşey var, fakat bizim bilmediğimiz bir şey var. Onlar onu doğru biliyorlardır. Dolayısıyla biz bu meseleye bir içtihat hatası olarak yaklaşabilir miyiz? 

-Biri Hz Ali’nin gözüne girmek için, günümüzde bazı yandaşlar birilerinin gözüne girmek için evirip çevirip onları hoşnut edecek, başkalarını da yerden yere vuracak şekilde bir kısım kapkaranlık şeyler döktürdükleri gibi böyle kara ruhlu bir adam, kapkara düşünceleriyle Seyidina hazreti Zübeyir’i şehit ediyor. Sonra geliyor Hz. Ali’ye, hasmını öldürdüm diyor. Hz Ali, ‘Efendimiz Zübeyir’in katilini cehennemle müjdelemişti, seni cehennemle müjdeliyorum’ diyor. İşin bitti senin, demek böyle bir şey var ki, bir daha dine dönmeye de imana dönmeye de müsait değil o durum.” 

-“GIYBET ZİNADAN BÜYÜK GÜNAHTIR, İFTİRA GIYBETTEN DE BÜYÜK ŞEYDİR”- 

Gülen karalama kampanyasına hemen karalama kampanyasıyla karşı koymanın doğru olmadığını müminlerin karalama kampanyasının, Müslümanca bir tavır olmadığını belirtirken, “O insanlar Müslüman olsa bile bu sıfatları itibarıyla arîye olarak kâfir sıfatını kullanıyorlar demektir. Onlar dinden çıktı diyemezsiniz, derseniz dinden çıkarsınız, fakata her müminin her sıfatı mümin değildir, her kâfirin her sıfatı da kâfir değildir. Bazı müminlerde kâfir sıfatı olabilir. Gıybet kâfir sıfatıdır, bilmeden çekiştirmek kâfir sıfatıdır. Biri aleyhinde atıp tutmak kâfir sıfatıdır, olumlu bir cereyan onu engellemeye çalışmak kâfir sıfatıdır, fakat bunu yapan insan kâfir olmaz, ne var ki insani değerleri, mümince değerleri açısından bir kısım kayıplara uğramış, bazı şeyleri kaybetmiş demektir. Bize düşen o mevzuda temkinli olmak, onlar sizi ayıpladılar, falan yerde yemişsiniz, yutmuşsunuz veya bohemliğe girmişsiniz, müstehcen şeyler yapmışsınız, aynı şeyleri söylemekle mukabelede bulunmamak lazım. O iftiradır, gıybettir, gıybet bazen bazı yönleri itibarıyla zinadan daha büyük bir günahtır, efendimiz ifade buyuruyor. İftiraya gelince o gıybetten daha büyük bir şeydir. Birine doğru olmayan bir isnatta bulunma meselesi” dedi. 

-“FUHUŞ YAPARKEN GÖRDÜĞÜNÜZ TAKDİRDE BİLE...”- 

Fethullah Gülen, “Fuhuş yaparken gördüğünüz takdirde bile bence heyeti içtimaiye İslamiye’ye, genel yapıya zarar verecek bir durum değilse Allah affetsin der çeker gidersiniz. Ama heyeti umumiyeyi, toplumu sarsıcı bir şeyse, yaygınlaşmaya matuf bir şeyse şayet o mevzuda salahiyetli kimse şayet onlara müracaat eder o fitnenin önünün alınmasına çalışırsınız. Fakat Allah (cc) SİZİ Gözünüzle görseniz bile elin âlemin ayıbını teşhir etmeye vekil yapmamıştır, vazifeniz değildir o” dedi. 

-“RUHİ RAHATSIZLIK VAR”- 

Gülen konuşmasının sonunda bir konuğun “Hizmet’in hiç mi kusuru yok?” türü sorular sorması üzerine görüşlerini de şöyle açıkladı: 

“Gülen, şimdi siz 60’lı yıllardan beri ilim yuvaları açıyorsunuz. O yıllarda belki şimdi merdiven altı diyorlar ya hani, açık yerlerde, öğrencilerin üniversiteye girebilmek için üst sınıflarda talebeler, lise sondaki talebelere şurada burada bazı camilerin altında eskiden medrese olarak kullanılmış yerlerde ders veriyorlardı. 70’li yıllar gibi bu meseleyi düşünecek olursanız, 45 senelik bir şey bu. 45 senedir yapılıyor. Ve bu 45 senedir bu meseleyi bu şekilde götüren şekilde insanlar, bunun faydalı ve yararlı olduğuna inanmışlar. Bunların içinde bir tane uyuşturucu kullanan yok, bir tane içki, sigara içen yok varsa terk etmişler. Bohem diye kendini salan yok. Kokteyl salonlarında ömür tüketen yok bunların içinde. Şimdi bu iyi midir, kötü müdür, hak mıdır, haksa, hakta sabit kadem olmak lazım, onu korumak bir haktır. Şayet vazgeçtik, ne yapılıyorsa yapılsın, yerin dibine batsın dersiniz. Hakka karşı saygısızlık yapmış olursunuz. Ha böyle bir şey yapmada usulü bir hatamız varsa bizim, bence rica ediyoruz, lütfen o usulü hata mevzuunda ikaz ediniz, biz o yanlışımızı giderelim. Bu da meselenin bir diğer yanı. Bir diğer yanı şudur. Yani şimdi sizin yaptığınız şeyler hazmedilemiyorsa bu mesele hazımsızlık sindirememe esasen bir ruhi rahatsızlıktır. Bazen çok pozitif şeyler karşısında bile sağa sola tekme atma şeklinde kendisini gösterebilir hezeyan. O açıdan diyoruz ki hazımsızlık, sindirememe, kabul edememe, tımarhanelerde bile tedavisi kabil olmayan bir ruhi rahatsızlıktır. Böyle düşünen insanlar, bir parça hala hastanenin, psikiyatrinin yolunu biliyorlarsa, gidip bence oralarda tedavi olmaları lazımdır.” 

Kendilerinin de hatası olabileceğini dini samimiyetten uzaklaşılmaması gerektiğini belirten Gülen, “Hafizanallah ihlası yıkmış oluruz ve dolayısıyla bundan dolayı tokata müstahak oluruz. Bu açıdan sadece böyle saldıran, saldırganlık yapan, kapkara düşüncelerle, kapkara kalemlerine bu istikamette sizin aleyhinize kullanan insanların şeyleri sadece onların birer cürmü cinayeti gibi görmemeli meseleye biraz da bizim acaba milimi milimine tam ihlaslı olabildik mi, tam samimi olabildik mi, yaptığımız şeyleri sen yap, tohum at, git kim hasat ederse etsin mülahazasıyla bağlı yaptık mı, iyilik yap, denize at, balık bilmezse halik bilir mülahazasıyla yaptık mı, düşüncesiyle bence kendimizi sorgulamalı ve başımıza gelen şeyleri biraz da buna bağlamalıyız” dedi. 

Gülen, değerlendirmelerini sık sık İslam tarihinden yaşanmış olaylarla örneklendirdi. (ANKA) 

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    www.altiokhaber.com Twitter

    www.altiokhaber.com

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz: