CHP’li Öztrak: Ülkeyi yönetenler, “aldandık” deyip geçemez

CHP’li Öztrak: Ülkeyi yönetenler, “aldandık” deyip geçemez

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Öztrak, AKP iktidarının hatalı politikalarına tepki gösterdi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Faik Öztrak, Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığı hakkında sürek görüşmeler için, “Siz, Biden ve Amerika ile arayı bulacaksınız diye, Bizim Mehmetçiğimiz, Taliban’ın önüne sürülecek bir kalkan değildir. Bu işe çok hevesliyseniz, SADAT’ınızı, ÖSO’nuzu, Silahlarla poz veren, Şovmen tosuncuklarınızı Afganistan’a gönderin. Bu işin şaka kaldırır yanı yoktur. Erdoğan’a ve AK Partiye hatırlatırız.” ifadelerini kullandı.

Faik Öztrak’ın açıklamaları şöyle oldu:

Sözlerime başlarken, Rize’deki sel felaketinde Hayatını kaybeden 6 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Kaybolan, Ve kendilerinden henüz haber alınamayan vatandaşlarımızın, Sağ salim bulunmasını, Ailelerine ve sevenlerine kavuşmasını temenni ediyorum.

Dün, 15 Temmuz Hain Darbe Girişiminin, Beşinci yıl dönümüydü. 15 Temmuz 2016’ya kadar olan bitenler, Herkesin malumu. Ama 15 Temmuz gecesi yaşananlar, Bugün bile tam olarak aydınlanmadı. TBMM’nin hazırladığı Araştırma Komisyonu Raporu, Sümen altı edildi, milletten saklandı.

Daha önce, “Ne aldatan olduk, ne aldanan” diyenler, Şimdi çıkmışlar, “Aldandık” diyorlar. Bilinen bir kuraldır. “Siyasette kandırılmış olmak, Bir mazeret değildir.” Siyasette “aldandım” demek, “Basiretimi ve aklımı kaybettim, Kararlarım ve eylemelerim hükümsüzdür” demeye gelir. Ülkeyi yönetenler, “aldandık” deyip geçemez. Çünkü bunun vahim sonuçları olur. Olmuştur da. Devletimizin ve ordumuzun içine özenle yerleştirilen, Himaye edilen bazı gözü dönmüş hainler, 15 Temmuz 2016’da, milletimize silah doğrulttular. Gazi Meclisimizi bombalamaya cüret ettiler.

Ama o gece, Erdoğan uçan sarayında konforlu bir şekilde semalarda dolaşırken, Milletvekilleri Meclis’e sahip çıktı. Milletimiz de devletini sokaklardan topladı. 251 yurttaşımız şehit oldu. 2 bin 196 yurttaşımız ise yaralandı. O gece uçakla havada turlayan Erdoğan şimdi çıkmış, “Darbeciler karşıma çıksaydı şehadete yürümek için, Biran bile tereddüt etmeyecektim” diye ahkâm kesiyor. İnsanda biraz sıkılma olur. Beyefendi, Siz işinizi doğru dürüst yapsaydınız, 251 yurttaşımız şehit olmayacaktı.

Halkımız nice acılar çekmeyecekti. Bu sözleri ederken, bari milletten utanın. Biz, 251 vatandaşımızı rahmetle anıyoruz. Dün bu mankurtları devletimizin, Adliyesine, maliyesine, askeriyesine yerleştirenlerin, Bugün, “Aldandık” bahanesi tam bir “ aldatmadır. ” Çünkü her şey gözlerinin önünde olmuştur. Her şey rıza ve onaylarıyla gerçekleşmiştir.

Erdoğan Hükümetleri, MGK’nın FETÖ ile ilgili uyarılarını görmezden, Bizim uyarılarımızı duymazdan gelmiştir. Erdoğan’ın “aldandık” sözünde, Zerre miskal samimiyet olsaydı, 15 Temmuz’dan sonraki süreç bambaşka olurdu. Erdoğan, 15 Temmuz’u, “Kendi Reichstag Yangınına” çevirmezdi. 15 Temmuz gecesi oluşan dayanışma havasını, Kendi koltuk ihtirası için istismar etmezdi. Hain darbe girişiminden beş gün sonra, OHAL ilan ederek, Darbeye direnen Gazi Meclisi devre dışı bırakıp, 20 Temmuz sivil darbesini gerçekleştirmezdi. Erdoğan ülkemizi uzunca bir süre, “Olağanüstü Hal rejimi” altında yönetti. Bugün milletin cebini boşaltan ucube vesayet rejimine geçmek için, Anayasa, Yönetim sistemi, Milli iradenin tecelligahı Meclisimiz devre dışı bırakılarak, OHAL rejiminde değiştirildi. “Bugün, dünün öğrencisidir.”

Dünün bize öğrettiği bir şey varsa, O da çağdaş tiranlıkların, Terör ve korku üzerinde inşa edildiğidir. Almanya’nın felaketi olan Hitler’in kitabındaki en bilinen strateji; Kuvvetler ayrılığını sona erdirecek, İfade özgürlüğünü askıya alacak, Adil yargılama hakkını ortadan kaldıracak, Muhalefeti ezecek, Bir takım ani felaketler yaratmaktı. 1933’teki Reichstag Yangınından hemen sonra, Alman halkının tüm temel hakları askıya alındı. Hitlere kararname çıkarma yetkisi verildi. Ve bundan sonraki 12 yıl boyunca, Yani İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, Almanya, Olağanüstü Hal ile yönetildi.

Ülkemizde de Erdoğan Şahsım Hükümeti; Beş yıldır OHAL yetkilerini kullanıyor, Ülkeyi bir sonraki seçimlere de, Bu yetkilerle götürmek istiyor. “OHAL yetkilerini, Üç yıl daha uzatacağım” diyor. Tarihten, Hegel’den ve Karl Marx ’tan öğrendiğimiz, Bir başka ders daha var. “Tarihte her şey iki defa yaşanır. İlkinde trajedi, İkincisinde komedi olur.” Meclis’te görüşülen Torba Yasayla, Milletin malına, mülküne hükümet kararıyla el koymak, Kayyum atamak, “Yargısız infaz” kılıcıyla, Devlet memurları üzerinde baskı kurmak, Ve gözaltı sürelerini fiilen tutukluluğa çevirmek isteniyor. Bu bir, milleti sindirme girişimidir. Ama aynı zamanda da komedidir. Belli ki Erdoğan, Artık sandıktan çıkamayacağını görmüş. “Millet iradesini nasıl eğip bükerim, Sandığın terazisiyle nasıl oynayabilirim” diye, Kendince çareler arıyor. Saray 2023 seçimlerine kritik eşik diyerek Kaybetmesi mukadder olan bir seçimi kazanmak için Milletin gözünü korkutmaya çalışıyor.

Olağanüstü Hali seçime kadar “olağan” hale getirerek Bunu sağlamaya çalışıyor. Bir taraftan da Cumhur İttifakı’nın ortakları Seçim barajını, seçim kanunu tartışıyor. Ben açık söyleyeyim, Eğer bir iktidar seçim kanunlarıyla oynamaya başladıysa, Gidici demektir. Erdoğan Şahsım Hükümeti, Bu ülkenin, bu ülkenin vatandaşlarının sırtında Her geçen gün ağırlaşan bir yük haline gelmiştir. Artık milletimizin sabır taşı çatladı. Milletimiz Erdoğan’dan çok yoruldu ve bunaldı. Millet emaneti Erdoğan’dan almak, Ehline vermek için gün sayıyor.

Şu çiftçimize yaptıklarına bir bakın… Son bir yılda; DAP gübresinin fiyatı yüzde 104, ÜRE gübresinin fiyatı yüzde 97 artmış. Sadece gübre mi? Tohum, ilaç, mazot fiyatları da almış başını gitmiş. Çiftçimiz Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden Kanunen ödemesi gereken destekleri bile alamıyor. Bir tarafta her gün pahalanan girdi fiyatları, Bir tarafta, dağ gibi biriken borçlar, Uçan faizler, Diğer tarafta kuraklık… Erdoğan Şahsım Hükümeti bu hale düşürdüğü çiftçiyi, Bir de ithalat sopasıyla dövüyor. Hububat üreticisi hasada devam ederken, TMO’nun arpa ve buğday ithalatı yapacağı haberi geliyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, Çiftçinin maliyetlerini aşağı çekecek tedbirleri almıyor.

Birikmiş destek borcunu çiftçiye ödemiyor. Ama çiftçinin malını ucuza kapatmak için ithalatı açıyor. Sonuç maliyetini karşılayamayan çiftçi borca batıyor. Arazisini, traktörünü, ineğini, Bankaya, kooperatife kaptırıyor. Süt üreticisi deseniz, Artan yem maliyetlerin altında eziliyor. Çaresizlikten ineğini kesime gönderiyor ama, Maliyetlerini karşılayamıyor. Besici deseniz, Yem fiyatı almış başını gitmiş. Damızlıklar mezbahaya gidiyor.

Canlı hayvan ithal etmekten vazgeçen Erdoğan Şahsım Hükümeti Şimdi de lop et ithalatıyla besiciyi vuruyor. Çiftçi, süt üreticisi, besici bunca cefayı çekerken, Kazanamayıp, ekmekten, beslemekten vazgeçerken, Çarşı, pazar, mutfak hala yangın yeri… Yaz ortasında, yaz meyvelerinin yanına yaklaşılmıyor. Bakkaldan marketten, İçinde et, süt, peynir olmayan bir torba 100-150 liraya anca doluyor. Marketten çıkan vatandaş, Bir elindeki torbaya, Bir de diğer elindeki fişe bakıyor.

“Yahu ben ne aldım da Bu kadar tuttu” diye şaşkın gözlerle soruyor. Temmuz ayına girerken, Elektriğe yüzde 15, Doğalgaza yüzde 12 ile 20, LPG’nin pompa fiyatına yüzde 8 zam yaptılar. Tasarruf genelgesi dediler, Saraylarından tasarruf etmek yerine Kamu kurumlarının günlük gazete alımlarını, Zorunlu olanlar dışındaki ilanlarını kestiler. Bu kararla da, Yerel basının hayat damarlarını kesitler. Şu zor günlerde Kamu çalışanları gerekirse fazla mesai yapsın, Ama biz haklarını vermeyelim, Mesai saatlerini kaydıralım, sonradan izin verelim diyerek Çalışanların fazla mesaisine dahi göz diktiler. Milletin zamlı elektrik faturalarından artırıp, Yerel basının ekmeğinden kısıp, Yönetim kurullarına atadıkları yandaşlara ballı maaşlar bağlıyorlar.

Dostoyevski’nin dediği gibi; “Bu devir, vasat insanın en parlak zamanı. Duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, Yeteneksizliğin ve hazıra konmak isteyen bir zevatın devri…” Ne yazık ki ülkemizde böyle bir devirdeyiz. Milletin çift diplomalı, Yüksek lisanslı, doktoralı evlatları işsizken, Milletin kesesinden, Saray ve Şürekâsına, Boğazdaki yalılara doluşmuş pelikanlara ulufe dağıtılıyor. Millet evine toz şekeri götüremezken, Sarayın beslemeleri lüks arabalarda, Burunlarına pudra şekeri dolduruyor.

Millet, “Yokluk” diyor. Bunlar, “Okluk” anlıyor. Güzelim koya yazlık saray, yapay plaj konduruyorlar. Yandaşlar, yanaşmalar deveyi hamuduyla götürürken, Millete “porsiyonları küçült” diye akıl vermeye kalkıyorlar. Esnaf pandemi döneminde kan ağladı. Şimdi ekonomi açılıyor.

Ama biriken borçlar esnafın ayağında pranga. Esnaf, “En azından borçlarım bir yıllığına faizsiz ötelensin” diyor. Bugün raftaki malını satabilen esnaf, Artan maliyetlerle, Yarın o malı nasıl yerine koyacağını kara kara düşünüyor. İşletme sermayesi ihtiyacı tavan yapmış durumda. Ama borca batan esnafın yeniden borçlanma imkanı sınırlı. KOBİ’lerimiz de, Borçlarının yeniden yapılanmasını değil, Kredilerin, alındıkları tarihteki faiziyle ötelenmesini istiyor. Pandemi sonrasının galip ülkeleri, Esnafını, KOBİ’sini ayakta tutanlar olacak.

Pandemi de vermediğiniz desteği şimdi verin. Esnafa KOBİ’ye pandemide verilen borçları hibeye çevirin. Ya da en azından faizsiz erteleyin. Esnafın, KOBİ’lerin feryadını duyan yok. Ama iş yandaşa gelince, Akan sular duruyor. 2015’te İstanbul Havalimanı’nın ilk etabı için, 16 yılda geri ödenmek üzere Toplam 4,5 milyar avro kredi verildi. Krediyi verenler Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank başta olmak üzere, Türkiye’de faaliyette bulunan altı banka…

Bu 4,5 milyar avroluk kredi, Bugüne kadar Türkiye’de, Sıfırdan bir alt yapı projesine, Tek seferde verilen en büyük kredi. Ama bu kredi de yetmedi. Daha sonra aynı bankalardan 1 milyar Avroluk ek kredi sağlandı. Bu kredilerin arkasında, Devletin, yani milletin kefaleti var. Ödenmezse milletin sırtına kalacak. Salgında dövizli garantiler işlemeye devam etti. Millet evinde otururken, Garantili köprülerin, otoyolların parası Milletin cebinden alındı, Yandaş müteahhitlerin cebine kondu.

Mücbir sebep vatandaş lehine işletilmedi. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, “Mücbir sebep” diyerek, İstanbul Havalimanı’nı yapan gruba İki yıl ek işletme süresi verdi. Devlete yapacakları kira ödemelerini de 2024’e erteledi. Ama yandaşa kıyak bitmedi. En son geçtiğimiz günlerde, İstanbul Havalimanı’nı işleten yandaşların kredileri, Yeniden yapılandırıldı.

Kredinin vadesi iki yıl uzatıldı. Faizleri de düşürüldü. Salgında esnafa, KOBİ’ye yapılmayan, Yandaşa yapıldı. Salgın döneminde, Bütçeden millete doğru dürüst karşılıksız destek verilmedi. Dünyada sondan ikinci olduk. Ama salgının başından bu yana, Havuz müteahhitlerine bütçeden ödenen para, 27,2 Milyar lira. (Geçtiğimiz yılın Mart ayından bu yana) Millete veriyorlar talkını. Yandaş götürüyor salkımı… En son emeklinin ikramiyesindeki enflasyon farkını iç ettiler. Bin liralık ikramiyeye, Yapa yapa 100 liralık güncelleme yaptılar. En ucuz kurbanlık fiyatı olmuş 2 bin lira. “Bari bu bayramda emekliye 2 bin lira ikramiye verin. Emekli kurban kesebilsin. Ailesiyle rahat bir bayram geçirsin” dedik. Mecliste bunun için önerge verdik.

Ama verdiğimiz önerge; AK Parti ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. Emeklilerimize bayram öncesi bu yapılan hak mıdır, reva mıdır? Paramızın değeri ve satın alma gücü, Zaten güneş görmüş kar gibi erimiş. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Tam da bayram öncesi, Yeni 200 liralık banknotları tedavüle sürüyor. Anlaşılan ATM’lere gıcır gıcır 200 liralar yüklenecek. Ama paranın itibarı, kâğıdının gıcırlığında değil; Satın alma gücündedir.

200 lira, ilk 1 Ocak 2009 tarihinde tedavüle sürüldü. O gün 200 liralık banknotla alınanları, Bugün almaya kalksak, 682 liraya ihtiyaç var. Nereden nereye… Değerli Basın Mensupları; Pazartesi yaptığım basın toplantısında, Önemli bir konuya dikkat çekmiş, Ve kaygılarımızı paylaşmıştım. Taliban, Afganistan’da adım adım kontrolü sağlıyor. Taliban’dan kaçan Afganlar İran üzerinden transit geçip, Türkiye’ye akın akın giriyor. Bu Afganlıları ülkemize almak için kimlerle anlaştınız? Gerekli önlemler alınmazsa, Türkiye’yi ne yazık ki yeni ve büyük bir göç dalgası bekliyor. Anlaşılan TÜİK de bunun farkında.

Ölüm istatistiklerinden sonra, Uluslararası Göç İstatistiklerini de yayımlamaktan vazgeçti. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, Sınırlarımızı korumak yerine, Afganistan’daki, Kabil Havalimanı’nı korumaya gönüllü yazılıyor. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsünün şu sözleri ibretlik; “Havaalanında güvenliğin nasıl olacağı konusunda, Türklerle hala görüşme halindeyiz. Bu çabaya öncülük etmeye istekli oldukları için, Onlara minnettarız.” Havaalanını korumaya kim istekliymiş? Erdoğan Şahsım Hükümeti…

Taliban, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin bu girişimine karşı, 8 maddelik bir bildiri yayımladı. Yayımlanan bildiri açık bir uyarı… Bildirinin 8. Maddesi ise bu uyarının somut bir özeti, “Türk yetkililer kararlarından dönmez, Ve ülkemizi işgal etmeyi sürdürürse, İslam Emirliği ve Afgan halkı 20 yıllık işgale karşı durdukları gibi, Dini, vicdani ve yurttaşlık ödevi olarak, Onların da karşılarında duracaktır. Ve doğacak tüm sonuçların sorumluluğu, Başkalarının işlerine müdahale eden, Ve bu tür düşüncesiz kararlar alanların omuzunda olacaktır” AK Parti Sözcüsü de çıkıyor, Taliban’ın yaptığı bu açıklamaya “iletişim kazası” diyor. Allah aşkına! 8 maddelik iletişim kazası, dünyanın neresinde olur? Yazılanların neresini anlamadınız Sayın Çelik? Okumayı mı bilmiyorsunuz? Yoksa sayı saymayı mı bilmiyorsunuz? Erdoğan da “Gittiğimiz her yerde hüsnü kabul görüyor, El üstünde tutuluyoruz. Dün Suriye’de, Libya’da bunu yaptık İnşallah yarın da Afganistan’da (…) kardeşlerimizin yanında olacağız” diyor. Siz, Biden ve Amerika ile arayı bulacaksınız diye, Bizim Mehmetçiğimiz, Taliban’ın önüne sürülecek bir kalkan değildir. Bu işe çok hevesliyseniz, SADAT’ınızı, ÖSO’nuzu, Silahlarla poz veren, Şovmen tosuncuklarınızı Afganistan’a gönderin. Bu işin şaka kaldırır yanı yoktur. Erdoğan’a ve AK Partiye hatırlatırız.

Bugün belki sorumluluklarınızdan kaçabilirsiniz. Ama yarın, Sorumluluklarınızdan kaçmanın sonuçlarından kaçamazsınız. Sizi uyardık. Bir kez daha uyarıyoruz. Bu yanlıştan biran evvel dönün. Herkes ardına bakmadan kaçarken, Mehmetçiğimizi Taliban’ın karşısına dikmeyin. Aksi halde, Mehmetçiğimizin ayağına değecek her taşın sorumlusu, Erdoğan ve AK Parti olur. Son olarak, önümüz kurban bayramı. Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti, Millette ne bayram kutlayacak hal, Ne de imkân bıraktı. Ama umutsuzluğa yer yok. Gecenin en karanlık anı, Aydınlığa en yakın olduğu andır. Artık gün ağarmak üzeredir.

Hem dini, hem de milli bayramlarımızı, Bayram tadında kutlayacağımız günler artık çok yakındır. Bu vesileyle yurttaşlarımıza, Pandeminin daha geçmediğini hatırlatıyor, Bayram boyunca yapılacak ziyaretlerde, Hijyen ve mesafe kurallarına azami özeni göstermelerini rica ediyoruz. Lütfen kendimizin, ailemizin, yakınlarımızın, Komşularımızın sağlık ve yaşam hakkına saygı gösterelim. Bu düşüncelerle, Milletimizin ve İslam âleminin Kurban Bayramını kutluyoruz. Edilecek duaların, Yapılacak ibadetlerin, Allah katında kabul olmasını diliyoruz.

Bulu’nun görevden alınması hakkında açıklama

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Prof. Dr. Melih Bulu’nun AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Boğaziçi Rektörlüğü görevinden alınması hakkında da açıklama yaptı.

Faik Öztrak’ın açıklamaları şöyle oldu:

Erdoğan, Boğaziçi’ne bir gece yarısı atadığı kayyum rektörü 6 ay sonra görevden aldı. Akademisyenlerin ve gençlerin kendisine karşı eylemlerinin, “6 aya kadar biteceğini” iddia eden Kayyum, 6 ay içinde tek imzalı bir gece yarısı kararıyla kapıya kondu. Evet, hatadan dönmek erdemdir. Ama aynı hata tekrarlanmazsa…

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Boğaziçi’ne gelecek yeni rektör konusunda, Üniversitenin kendi içindeki demokrasiye, Gelenek ve dinamiklerine saygı göstermelidir. Bir kayyumu alıp diğerini getirmemelidir. İktidarının biteceğini anlayan Erdoğan, Artık kıbleyi şaşırmaktadır. Partisinin İl Başkanlarına, “Memleketi (muhalefete) teslim etmemekten” söz etmektedir. Kendini memleketin sahibi görmektedir.

Bu ne yaman bir kibirdir. Beyefendi bu memleketin sahibi siz değilsiniz. Memleketin sahibi, asil milletimizdir. Milletimiz sizi, hizmet edin diye seçti. Baki olan milletimizdir, Siz, kendinizden önce gelmiş pek çok hükümet gibi gidicisiniz… Artık söz sizin değil milletin. Yetkiyi bize siz değil, Memleketin sahibi olan milletimiz sandıkta verecek. Ondan sonra size düşen, tıpış tıpış evinize gitmek olacak. Sıkı sıkıya yapıştığınız sıcacık koltuklarınızı, Millet için ter dökeceklere, Millet için çalışacaklara, Yani bizlere bırakacaksınız. Herkes müsterih olsun. Buradan milletimize şunun müjdesini, Şimdiden veriyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı, Aldanmayan, milletini aldatmaya çalışmayan, Devlet ciddiyetine sahip, Saygın bir Cumhurbaşkanı olacak. Cumhurbaşkanımız, Milletini bölüp parçalamayacak, Aksine yaraları saracak. Küskünleri barıştıracak. Herkesi kucaklayacak. Elindeki gücü, İstişareyi, güçlü parlamenter demokrasiyi ülkemize getirmek için kullanacak. Cumhurbaşkanımız, Nefret diliyle değil, Sevgi diliyle konuşacak. Tarafsız olacak. Tüm milletimizi kucaklayacak. Koltuğunu değil, Milletimizin hakkını, hukukunu düşünecek. Devletimizin varlığını ve birliğini bihakkın temsil edecek.

Atalarımız ne güzel söylemiş; “Darı unundan baklava, İncir ağacından oklava olmaz.” Erdoğan Şahsım Hükümetinden de, tek adam vesayet rejiminden de, Milletimizin hayrına, Bir iş çıkmaz.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir