CHP’li Kaboğlu’ndan torba kanun teklifi tepkisi

CHP’li Kaboğlu’ndan torba kanun teklifi tepkisi

CHP İstanbul Milletvekili, Anayasa Komisyonu üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, TBMM’ye, AKP’li milletvekillerinin imzasıyla getirilen “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesi Hakkında Kanun” teklifinden, İçişleri Bakanı’na, sivil toplum kuruluşlarının (STK) yönetimine kayyım atama yetkisi veren torba yasa teklifine tepki gösterdi. “OHAL alışkanlığı benzer hak ihlallerini devam ettirecek” diyen Kaboğlu, “İçişleri Bakanlığı Anayasa’ya aykırı yasaların merkezi haline geldi” dedi.

Prof. Kaboğlu, “AKP, dün 15 Temmuz fırsatçılığı yaparken, bugün de, açlıkla ölümcül virüs arasında tercih yapma ‘özgürlüğünden’ başka bir şeyi kalmamış halkımız canının derdindeyken, torba kanunlar içine gizlediği Saray metinleriyle, totalitarizm yolunda kararlılığını sürdürüyor” görüşünü dile getirdi.

“27. yasama dönemi, Türk siyasi tarihinde hak ve özgürlükler açısından geriye gidişin yoğunlaştığı bir devre olurken; sistem açısından, yetkilerin tek kişide toplandığı ve seçilmiş Meclisin, fiilen, atanmış saray görevlileri güdümüne konulduğu karanlık bir yola girilmiştir” değerlendirmesinde bulunan Kaboğlu, şunları ifade etti:

“Söz konusu kanunların, kasıtlı olarak kullanılan belirsiz ve muğlak kavramlarla her an kötüye kullanıma açık olmaları, adeta bir gölge gibi, esasen yasalarla güvence altına alınmaları gereken temel hak ve özgürlüklerin üzerine düşmektedir. Bu teklifle bunlara yenisi eklenmekte olup, yaptığı iş ve işlemlerle halihazırda zaten Anayasa tanımaz bir kuruma dönüşen İçişleri Bakanlığı, kanun teklifinde kendisine tanınmak istenen yeni yetkilerle daha da baskıcı bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Kaboğlu’nun açıklaması şöyle:

“OHAL alışkanlığı benzer hak ihlallerini devam ettirecek”

2/3261 esas sayılı ve 43 maddeden oluşan “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi”, Meclisin 33. torba teklifi olarak Adalet Komisyonu’na getirilmiştir. Bu torba tekliflerinin madde sayısı 1202 olup, bunlar, Meclisin bu dönemde yürürlüğe koyduğu toplam 1780 maddenin 2/3’ünü oluşturmuştur. Anılan kanun teklifinin yol açtığı Anayasa’ya aykırılıklar zincirinde; “Hukuk devleti ilkesi”, “Mülkiyet hakkı”, “Masumiyet karinesi”, “İdarenin kanuniliği”, “Kanun önünde eşitlik”, “Dernek kurma hürriyeti” gibi temel hak ve ilkeler bulunmaktadır ve Anayasa madde 2, 5, 9, 10, 11, 13, 20, 33, 35, 36, 38, 40, 123 ve 124’e aykırılık söz konusudur. Komisyonda bütün itirazlara rağmen virgülüne bile dokunulmadı.

İçişleri Bakanlığı Anayasa’ya aykırı yasaların merkezi haline geldi

Teklif, ağırlıklı olarak, Anayasa madde 33’te güvence altına alınmış bulunan ve demokratik toplumun temel taşını oluşturan dernek özgürlüğüne ilişkin sınırlama ve yasakları düzenlemektedir. Öyle ki, derneklere ilişkin maddeler, teklifin adına uygun düşen maddelerden daha uzundur. Derneklere ilişkin madde önerileri, dernek özgürlüğünün güvencelerini pekiştirmek şöyle dursun; Anayasa’ya ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne çok yönlü olarak aykırıdır. Belediyelere halk iradesini tanımadan kayyım atayan, muhalif belediyeler üzerindeki vesayet yetkisini kötüye kullanan İçişleri Bakanlığı, bu teklifle, derneklere de kayyım atama hevesini ortaya koymaktadır. Yine mal varlığına el koymaya ilişkin öneriler de, Anayasa madde 35 ve İHAS 1 no’lu Ek Protokol madde 1’e aykırılık teşkil etmektedir.

Önerinin bu şekilde yasalaşması halinde, bugün zaten aşırı bürokratik formaliteler ve baskılar altında yürütülmeye çalışılan dernek faaliyetleri, AKP-MHP ekseninde yer almayan girişimler açısından daha fazla zorlaşacak ve dernekleşme için ciddi biçimde caydırıcı etkiler yaratacaktır. Yasa, daha genel olarak, ifade özgürlüğünün kolektif kullanımı başta gelmek üzere siyasal haklar üzerinde bir tür “damokles kılıcı” olarak işleyecektir. Bunun yanında, teklifin verildiği şekliyle kanunlaşması halinde, mülkiyet hakkı ve mal varlığı güvenceleri bakımından Gülhane Hattı Humayun’u ilkelerinin dahi gerisine düşülecektir.

Dernekler Kanunu’nda 7226 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikler ile, bütün üye kimlik bilgilerini İçişleri Bakanlığına bildirme zorunluluğu getirilmiştir. Yurttaşlarda fişlenme kaygısı oluşmasına sebep olan bu yasa sonrası, Anayasa Mahkemesi içtihatları ile Anayasa’ya aykırılığı açıkça ortaya konulmuş olan güvenlik soruşturmasını tekrar Meclis gündemine AKP’li vekiller eliyle sundular. Parti kolluğu oluşturmak adına hazırlanan Bekçi Yasası da, yine Anayasa’ya aykırı şekilde bu dönemde yapıldı. İçişleri Bakanlığı ülkeyi Anayasa’ya aykırı genelgelerle yönetirken, Bakanlık koridorlarında hazırlanan Anayasa’ya aykırı yasa tekliflerini, AKP vekilleri eliyle Meclis’e sunmaya devam ediyor. İçişleri Bakanı’nın bu süreçte Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı Mahkeme tarafından bir temel hakkın korunması sebebiyle tehdit etmesiyse, hukuk dışı alanların oluşturulmasında İçişleri Bakanlığı’na verilen rolün bir başka tezahürüdür.

OHAL alışkanlığı

Yakın geçmişte, Gezi sahiplenmesi ve sonrasında 7 Haziran’dan 1 Kasım seçimlerine giden yolda ortaya çıkan çatışma iklimi, sivil toplum ve muhalefet üstünde artan baskılar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile sistematik bir kıyıma dönüştü. FETÖ ile mücadele adı altında toplumsal muhalefet bastırılarak “demokratik hukuk devleti” ilgasına yönelik Anayasa değişikliği dayatıldı.

OHAL KHK’leri ile on binlerce kişi işlerinden edildiği gibi, KHK’ler ile farklı illerdeki 375 dernek hakkında kapatılma kararı alındı. Sadece bununla sınırlı kalınmadı: Örneğin çevreyle ilgili pek çok olayda mağdurlar adına avukatlık hizmetleri sunan Çağdaş Hukukçular Derneği de kapatıldı. Türkiye genelinde çocuk hakları çalışmaları yürüten, UNICEF ile ortak projeler yapan Gündem Çocuk Derneği kapatıldı. Fakat çocukların sistematik bir şekilde yurtlarında istismar edildiği ortaya çıkan “Ensar Vakfı”, yaptırıma tabi tutulması bir yana devlet destekleri ile ödüllendirildi. AKP, dün 15 Temmuz fırsatçılığı yaparken, bugün de, açlıkla ölümcül virüs arasında tercih yapma “özgürlüğünden” başka bir şeyi kalmamış halkımız canının derdindeyken, torba kanunlar içine gizlediği Saray metinleriyle, totalitarizm yolunda kararlılığını sürdürüyor.

OHAL kalktı ama yasaları devam ediyor

27. yasama dönemi, Türk siyasi tarihinde hak ve özgürlükler açısından geriye gidişin yoğunlaştığı bir devre olurken; sistem açısından, yetkilerin tek kişide toplandığı ve seçilmiş Meclisin, fiilen, atanmış saray görevlileri güdümüne konulduğu karanlık bir yola girilmiştir. Yürütme, hem kanun yapım sürecinde hem de kanunların uygulanması aşamasında, Anayasa’nın çiğnenmesi suretiyle erklerin kendisinde toplandığı tek kuvvete dönüşme gayretindedir. Son bir yıl içinde Meclisin yürürlüğe koyduğu yasalar, bunun açıkça kanıtı: Parti kolluğu diyebileceğimiz bekçilerle ilgili kanun, sosyal medya yasası, baroları parçalama yasası, güvenlik soruşturması, takviye hazır güç ve fişleme vb. öneriler. Bunların hepsinin ortak özelliği, hukuki belirlilik ve güvenlik ilkelerine aykırılıklarıyla, keyfî ve hukuk dışı durumlar yaratmaya elverişli olmalarıdır. Söz konusu kanunların, kasıtlı olarak kullanılan belirsiz ve muğlak kavramlarla her an kötüye kullanıma açık olmaları, adeta bir gölge gibi, esasen yasalarla güvence altına alınmaları gereken temel hak ve özgürlüklerin üzerine düşmektedir. Bu teklifle bunlara yenisi eklenmekte olup, yaptığı iş ve işlemlerle halihazırda zaten Anayasa tanımaz bir kuruma dönüşen İçişleri Bakanlığı, kanun teklifinde kendisine tanınmak istenen yeni yetkilerle daha da baskıcı bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir